Hep Aynı Hikaye

27 Aralık 2010 Pazartesi


Her sene aynı şeyler. Utanmanız, sıkılmanızda yok. İki elinizde, bir şeyi doğrultamıyorsunuz. Mesele Allen Iverson getirmek değil, mesele " Iverson, parasal sıkıntılardan dolayı takımdan ayrıldı" diye yazdırmamak. Anlaşılan, çok uzak değil manşette o yazıyı görmemiz.

İnsanın ismini Şeref olması, illa öyle olacağı anlamına gelmiyor tabi. Ama suç sadece sendede değil. Ertunç'tan başlayıp senle beraber, daha kimlere saydırsak bilmiyorum.

Allah belanızı versin desem, sizden büyük bela yok

“Yönetim, Voleybol Takımı’nı küme düşürmemi istedi”

20 Aralık 2010 Pazartesi


“Yönetim, Voleybol Takımı’nı küme düşürmemi istedi”

Bu sözler Bülent Deriş'e ait. Erkek Voleybol Takımı'nın küme düşmesini, Serencebey 50. sayısında verdiği röportajda açıklamış. Branş, mali açıdan yarattığı " sorun " nedeniyle kapatılmak istenmiş, bu nedenle Bülent Deriş'e yatırım yapmaması emredilmiş.Olayı daha sonra daha detaylı ele alırız, ben almasam bile blogta elbet birimiz yazar. Ancak şu güne bakınca insanın aklına sorular geliyor.

Geçmiş ele alındığında Beşiktaş'ın, bu sene voleybol branşında adeta yokları oynamasınında bir sebebi var demek ki. Bu sezonda Beşiktaş Voleybol Takımları'nın da küme düşmesini isteyen kişiler var. Bu takımlar niye bu kadar kötü? Doğan Küçükemre ne iş yapar?

Türkiye, Scouting’in çok uzağında


Quaresma, Guti, Hagi, Alex, Anelka ve daha birçok yıldız futbolcunun yolu Türkiye’den geçti. Ancak hepsinin ortak özelliği ya kariyerlerinin son dönemlerindeydiler ya da performans olarak çıkış yapabilecek bir ortam arıyorlardı. Kariyerlerinin bitiş noktasında veya düşüş anlarında bile olsa izleyebildiğimiz bu yıldızlar için Türkiye’de her yıl milyon dolarlar dökülürken, Avrupa’da Arsenal, Porto, Ajax, Lyon gibi takımlar kurdukları scouting sistemi ile hem sportif başarının hazzını yaşıyorlar, hem de sattıkları oyunculardan elde edilen paralar ile kasalarını dolduruyorlar.

Avrupa’da profesyonel olarak yapılıyor
Scouting sistemi, Avrupa futboluna uzun yıllar önce yerleştirilmiş bir sistem. Kulüpler kurdukları scout ekibi ile dünyanın dört bir yanındaki futbolcuları izleyip, keşfedip, küçük yaşlarda takıma kazandırıyorlar. Altyapı’da birkaç sezon geçiren bu futbolcular, gerekli seviyeye ulaştıklarında futbol piyasasına kazandırılıyor. Çok geniş bir yelpazede değerlendirilip, yetiştirilen futbolcular ile ilk önce sportif başarı yakalanıyor ve daha sonra başka kulüplere transfer edilerek hem maddi, hem de sportif anlamda başarı sağlanıyor. Bu sayede kulüp Avrupa’da kendine yer edinirken, bu sisteme devam edebilmek için gerekli olan her şey, yine bu oyuncular üzerinden sağlanıyor. Bu sistem için bulunan ekip, futbolun profesyonellerinden seçilerek kuruluyor. Her yıl onlarca ülkede, yüzlerce maç, binlerce oyuncu izliyorlar ve bunları bulundukları kulübe aktarıyorlar. Aktardıkları verilerde futbolcunun fiziksel özelliklerinden, ailesi, ülkesi ve yaşadığı bölgeye kadar bir çok unsur dahil edilerek değerlendiriliyor. En uygun olarak görülen futbolcu, takıma dâhil ediliyor.

Uluslararası turnuvalar en uygun ortam
Avrupa futbolunda, oyuncu izleme için en uygun ortam olarak, genç yaşta oyuncuların oynadığı U17, U20 turnuvaları ve birçok kaliteli futbolcunun bir araya geldiği Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi gibi turnuvalar seçiliyor. Genç takım seviyesindeki turnuvalarda küçük yaşlarda keşfedilen oyuncular, gelecekteki sağlanacak başarının mimarları olarak belirleniyor. A takım seviyesinde ki turnuvalarda ise sonradan parlamış veya parlayabilecek oyuncular belirlenerek, takibe alınıyor. Nitekim U17 Avrupa Şampiyonası’nın en değerli oyuncularına baktığınızda göreceğiniz oyuncular, bu turnuvaların takip etmenin ne denli yararlı olduğu gözler önüne seriyor. Son on yıl içerisinde düzenlenen U17 Avrupa turnuvalarında “En Değerli Oyuncu” ödülüne layık olan Wayne Rooney, Cesc Fabregas, Bojan Krkic ve Nuri Şahin’in toplam değerlerinin 138.000.000 Euro olduğu ve futbol kaliteleri dikkate alınırsa doğru strateji ile yapılacak bir scouting, kulübe sağlanacak başarı ile hem kulübün PR değerini yükseltip, hem de maddi ve başarısal olarak katkı sağlayacaktır. Keza ilk kez Diego Maradona’nın bile bu turnuvalarda parladığı, Lionel Messi, Sergio Agüero, Fernando Torres, Xavi, Iniesta, Fabregas, Ronaldinho gibi yıldızların çıktığı U20 ve U17 Dünya Şampiyonaları scouting çalışmaları için çok önemli turnuvalar durumunda.

Türkiye’de sistemli ve planlı değil…
Türkiye’de transfer daha tekdüze ve kolay yoldan halledilmeye çalışılır. Sezon başladığı andan itibaren takım değerlendirilerek, eksik yerleri tespit edilip, buraya en uygun olabilecek futbolcuyu aramak yerine, sezon bitince global havuzdaki futbolculardan biri seçilerek veya sadece kariyer ve isim unsurlarından dolayı milyonlar dökülerek takıma dahil edilir. Yani günümüzde transferler sistemsel ve uzun süreli olmasından daha çok acele, plansız ve günü kurtarmak için yapılıyor. Türkiye’de her kulübün “ Futbolcu İzleme Komitesi” adı altında bir departmanı mevcut. Bu komiteler Avrupa kulüpleri gibi profesyonel kişiler yerine, takımda eskiden oynamış futbolcular ve kulübün yönetiminde bulunan kişiler tarafından oluşuyor. Ancak bu alanda önder olan kulüplerin izleme komiteleri gibi maçlar izlemek yerine, daha çok kasetten oyuncu izleme alışkanlıkları mevcut olunca yapılan transferler de sağlıklı olmuyor. Bu yüzden, scouting Türkiye’de halen oturmamış, doğru işlemeyen bir yapı durumunda…


Dış etkenler engelliyor
Scouting sistemi, doğru yatırım ve sabır gerektiren, ancak karşılığında size çok büyük bir getirisi olan bir düzen. Yaptığınız oyuncu izlemeleri sonucu, genç yaşta oyuncuları keşfettiğinizde, gelecekte başarılara imza atacak takımın temellerini atarken, keşfedilmemiş veya beklenen patlamayı geç yapan oyuncuları bularak mevcut zamandaki takımınızın seviyesini yükseltip, başarı eşiğini yukarı çekebilirsiniz. Ancak bu yatırımı yaparken doğru bileşenlerin de bir araya gelmesi gereklidir. Nitekim bu şartların oluşması Türkiye’de çok zor durumda. Türk sporunda, anında başarı isteyen camia ve basın, buna karşı günü kurtarma çabası içinde yönetici ve teknik direktörlerden oluşan bir düzen hâkim. Manchester United, sezon başında Javier Hernandez’e, Dünya Kupası oynanmadan önce 7 Milyon Pound bedel ödeyerek imza attırırken, Türkiye’de yöneticiler Tabata’ya 8 Milyon Euro vermeyi daha garanti görüyorlar. Bu nedenlerden dolayı da scouting sistemi tam olarak kurulamıyor veya kurulsa bile uygulanmasında sorun yaşanıyor.

Erhan Altıntaş

Serencebey Gazetesi Aralık Sayısı

14 Aralık 2010 Salı




Çalış yada İstifa Et
Yönetimin yeni isimleri Orhan Saka, Alaattin Aykaç, Sinan Vardar, Emin Önal ve Mehmet Soysal umulanın aksine oldukça geri planda kaldılar.


Voleybol Takımı'nın küme düşmesi tamamen yönetim politikası
Beşiktaş’ta 2 dönem yöneticilik yapan ve Amatör Branşlardan sorumlu olan Bülent Deriş; “Yönetim, Voleybol Takımı’nı küme düşürmemi istedi”


"Beşiktaşlı olduğumu söylemem benim için onurdur”
Büyük Usta Altan Erkekli ile Beşiktaşlılığı konuştuk…


Avrupa’da devler nasıl yıldız avlıyor?
Avrupa’da Arsenal, Porto, Ajax, Lyon gibi takımlar kurdukları scouting sistemi ile hem sportif başarının hazzını yaşıyorlar, hem de sattıkları oyunculardan elde edilen paralar ile kasalarını dolduruyorlar.


Simon Kuper’e açık mektup
Efsane teknik direktörü Hamdi Serpil Tüzün, Gazeteci Simon Kuper’in “Soccernomics” kitabında anlattıklarına karşılık, Türk futbolunun bilinmeyen gerçeklerini ve kendisine ait çığır açan metotlarını yazdı…


Ayrıca

Prof. Dr. Mesut Parlak
Halim Aydın
Cengiz Kahraman
Metin Albayrak
Andy Kovacs
Alp Batu Keçeci yazılarıyla ve tüm bunlardan daha fazlası Serencebey Gazetesi Aralık sayısında

Fark Var!


Simao Sabrosa, Manu Fernandes, Hugo Almeida…

Devre arası mı, yoksa yeni sezon mu başlıyor? Anlamak güç ama insanın suratında aptal bir gülümseme, içinde ilginç bir heyecan, karnında bir ağrı yarattığı kesin. Bu transferler karşısında gideceklerde olacaktır ama bundan önce yapılan transferlerin yarattığı etkiye biraz göz atmak gerek. Oluşan genel kanı, bu seneki Beşiktaş’ın, geçen sene ki Galatasaray ile aynı durumda olduğu… Evet benzer yanlar var. Mesele La Liga’da tarihin en büyük iki kulübünü şampiyon yapmış antrenörleri takımın başına geldi. Yıldız transferler ile sezona giriş yapıldı, ilk haftalar çok iyi gidildi, ilerleyen haftalarda takım düşüşe geçti, şampiyonluktan uzaklaşıldı ve devre arasında bir daha yıldız oyuncular geldi. Evet, bir çok benzer hamleler var. Ancak bu iki olayı birbirinden ayıran önemli ayrıntılar mevcut. Örneğin; Giovanni dos Santos, Jo Alves ve Lucas Neill ile Simao, Almeida ve Fernandes’i karşılaştırdığınızda arada büyük farklar olduğunu görebilirsiniz. Dos Santos, İpswich Town’da çok parlak olmayan bir performans ile İngiltere Championship’te oynamış, daha sonra Tottenham’a geri dönmüş ve bir-iki maç dışında oynamadan Galatasaray’a gelmiştir. Jo Alves, Manchester City’de çok fazla şans bulamamış, devre arasında Galatasaray’a kiralanmıştır. En dengeli olan Lucas Neill olarak görülüyor. Premier League’de 15 maça çıktıktan sonra Galatasaray’a geldi ve şu ana kadar yapılan transferlerin en iyisi. Beşiktaş’ın transferlerinde bu duruma yakın Manu Fernandes bulunuyor. Banega, Mehmet Topal’ın o bölgede olması , çok fazla şans bulamaması, sakatlık sorunu olduğuna dair yapılan haberler gelen transferler arasında en çok soru işareti barındıran transfer durumunda. Simao Sabrosa ise tartışılması bile gereksiz, La Liga’da her maçta Atletico Madrid formasını sırtına geçirdi, 4 gol ve 3 asist yaparak bir kanat adamının normal performansını sergilemiş durumda. Avrupa’da her maçta yer almış, Portekiz Milli Takımı Aday Kadrosu’nda ismi Ronaldo ile ilk başta yazılan oyunculardan. Hugo Almeida’yı ise bu kadar değerli yapan ise zaten bu seneki performansı. Oynadığı sezonların tümüna baktığınızda ortalama bir performans göstermiş bir oyuncu olan Hugo, bu sezon ise tam anlamıyla patlama yapmış durumda, attığı gollerin 9’u Bundesliga’da olmak üzere Avrupa, lig ve kupa dahil 20 maçta, 11 gol attı. Bir sakatlığı, kulübüyle yaşadığı problemi olmayan oyuncu… Yani baktığınızda gelen 3 oyuncunun 2’si, başarılı performansları sürdüren, sakatlık, sorun, başka takımlara gönderilip sonra geri dönen oyuncular değil, daha garanti, daha sağlam, daha az riski olan oyuncular. Ancak Türkiye şartların ne olacağı belli olmayacağından, bir sıkıntı doğmadığı takdirde, kaliteleri ile katkı sağlayacakları kesindir.

Galatasaray ve Beşiktaş’ı ayıran en önemli nokta ise yaşanan Rijkaard sorununu Beşiktaş’ın bundan yaklaşık 6 yıl önce yaşamış olması, hem de aynı başkanla. Daha Rijkaard, Barcelona ile kupa kazanmaya yeni başlamışken Beşiktaş’ın başına getirilen Del Bosque, kurulan kadronun azizliği ile başarılı olamamış ve sezon bitmeden gönderilmişti. Kısmen hatalarından ders çıkaran Demirören’in gelen antrenörlere sabır gösterilmesi gerektiğini anlamış olması muhtemel. Bir başka nokta ise benzermiş gibi görünen aslında temelinde farklılıklar olan iki olaydan birincisi, Rijkaard olayının gözler önünde yaşanması ve Galatasaray’ın bugün ki hali… Rekabet birbirini tetiklediğinde başarıya dair hamleler yapılır. Örneğin; Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın yıldız oyuncu almalarından sonra geri kalanlarında aynı hamlede bulunması gibi. Eğer bu noktaları örnek alan yönetim mevcutsa, Galatasaray’ın Rijkaard ile yaşadıklarında yaptığı yanlışları da göz önünde bulunduran bir yönetime sahip olma olasılığı var.

Her iki olayda benzer yönler çok olsa da, altlarda bulunan dinamikle farklılıklar mevcut. Beşiktaş’ın, son iki sezonda ki Galatasaray olmama olasılığı çok fazla iken, bu ayrıntılar göz önüne alınmaz ise olma olasılığı da bir o kadar fazla durumda.

Kim Suçlu?

7 Aralık 2010 Salı


Geçen sene Bursa’nın, son hafta bizi yenerek galip gelmesi, aradan geçen 7 sene, alınan oyuncular, Bursaspor’un antrenörünün Ertuğrul Sağlam olması…

Gelişen tüm bu olaylar, arada olan husumetin bittiği kanısı yarattı. Ancak sadece yetkili kişiler ve kulüp yönetimlerinde bu duygu yerini aldı. İki takım arasında ki kin, hala ilk günkü gibi sıcak, taze…

Olanlardan hoşnut olmak mümkün değil, ancak Pazar günü olan olaylar,göz göre göre, bağıra bağıra gelen arbedeye seyirci kalmanın sonuçlarıydı bunar. Herkes biliyordu olayların çıkabileceğini, hatta maç günü bile deplasmana gelen otobüslerde çıkanlar doğruluyordu.

Ancak neler oldu? Gebze’de yapılan aramalarda, otobüsleri çıkan aletler üzerine geri döndürmek yerine, İstanbul’a yollandı. Ne Bursaspor, nede Beşiktaş taraftarı soğuk kanlılığını koruyabildi. Polis, gerekli önlemleri alamadı, yetersiz kaldı.

Bunlar üzerine tek tarafa kalkıp “ Suçlusun!” demek art niyetten başka hiç bir şey değildir. Eğer polis Erdoğan’a gayet demokratik şekilde yaklaşmak isteyen öğrenci grubunu, öldüresiye dövecek şekilde müdahale ediyorsa, ateş ile barutun yan yana geldiğinde patlama gerçekleşeceği kadar ihtimal dahilinde olan, Bursaspor taraftarının İstanbul’a gelmesinde çıkacak kavgaya bu kadar göz yumması yüzünden, asıl suçlunun daniskasıdır.

Bursaspor yönetimi, daha Bursa’da taraftarına yön veremiyorsa, Bursa emniyeti ile organize olup bu otobüsleri temizlemiyorsa, suçlunun daniskasıdır.

Beşiktaş yönetimi, İstanbul emniyeti ile organize olamayıp, stat çevresinde güvenliği sağlayamayıp, Bursasporlu taraftarlara saldırı olmasını engelleyemiyorsa ve biz taraftarlar hala birbirimizi sevmesek dahi, cevabı tribünde vermeyi beceremiyorsak suçlunun daniskasıyızdır.

3 aralık'a dair

3 Aralık 2010 Cuma

bugün 3 aralık. günün anlam ve de önemini belirtelim, konuyla ilgili fikirlerimizi yazalım, önerilerimizi sunalım, neler yapabildik, neler yapabilirdik bunların bir muhasebesini dökelim dedik. arşivimizi karıştırırken bu sayfada bir sene evvel satırlara döktüklerimizden ötesine gidemediğimizi, bugün bizim de yazma engelli olduğumuzu farkettik...
geçen seneki yazı bugün de tazeliğiyle duruyor maalesef:
GÖZARDI ENGELİ

halen dünya engelliler gününün bütün toplumu ilgilendirdiği ve hepimizin engelli olduğu gözardı ediliyor. halen engellilerin hak ve özgürlükleri kısıtlanmışken ve engellenmişken, bunları birer hediye gibi sunmak bir sosyal sorumluluk gibi lanse ediliyor.
sporda, bilimde, sanatta, gündelik yaşantıda farklar olduğu varsayılıyor ve bunlar normal karşılanıyor, bu çelişki can halen çok kişinin canını yakmıyor.
engellerimiz gözardı edilirken kutluyoruz halen...
nicelerine çözümlerle ve yapıcı gelişmelerle ulaşmak dileğiyle... kutlu olsun!

engelleri kaldır hareketinin sayfasından sizler için birkaç makale ve yazı derledim. madem bugün biz yazma engelliyiz, engelleri kaldırabilenleri okuyalım dedim:

zihinsel engellilerin ailelerinin gözünden sorunlar
hukuki projeler
şehir planlaması ile ilgili projeler
Farkına Varmanın Zamanı Gelmedi Mi?

görememek engel değildir,
Kalbini engelleme, engelleri kaldır!
engel olan gözardı etmektir.

buyiksün



Sen rüzgarınla rakip kaleciyi yerle yeksan ettin ya, Sen Holosko'ya gol attırdın ya; buyiksün vesselam!

Büyüksün!

29 Kasım 2010 Pazartesi


Sen Nobre'ye gol attırdın ya, büyüksün vesselam

biz demiştik bu çetenin resmiyeti var diye

27 Kasım 2010 Cumartesi

http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/anti-pasaclar.html
http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/icimizdeki-karagumrukluler_15.html
http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/saglam-durun-basak-anlats.html
http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/ilk-defa-bu-mac-ust-kat-ve-alt-kat.html
http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/siyah-beyaz-arasnda-krmz-kedi.html
http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/once-beyaz-kirlendi-krmzya-cevirdi.html

daha önce bu yazılarda eşgallerini ve marifetlerini tarif ettiğimiz kişileri beşiktaş jimnastik kulübünün bulmuş olması, ağırlaması falan, sonra da resmi siteden fotoğraflarını yayınlayarak "dağılın" uyarısında bulunması içimizi nasıl ama nasıl rahatlattı bir bilseniz... çetenin elebaşı olarak tarif ettiğimiz kişinin de görevinden seçim sonrası uzaklaşmış olması bi taraflarımızda serin meltem esintilerine neden oldu desek yeri....
söylenecek çok söz var da, bu günün sıcak gündem maddesi geçen senenin maçı değil elbet...
iverson güzel oynamış, samiyen'de son derbiye az zaman kalmış, bilet satış işine bi nebze olsun çeki düzen verilmiş, sebadan iyi haberler gelmiş, üsküdar iskelesinde harun abi tabancasını unutmuş başı da beladaymış vs vs derken, ne gerek var kızılların çetesine, sarmaş dolaş hallerde mutlu mesut günler geçirenlere, dün tokken bugün kokan yönetimlere vesairelere...
her neyse...

mevzu bahis resim için kulübün internet sitesine bakınız:

http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?h_no=18907&k_id=2

Peki ya siz?

22 Kasım 2010 Pazartesi

Kazanan takım olmak mı daha iyidir, yoksa kaybetse dahi sahada karakteri ile var olabilen mi?
Senelerden beri eleştirirler, Lucescu iki takımıda şampiyon yapmıştır. Ancak korkar oynamakla suçlanmıştır.
Daum, geçen sene son anda şampiyonluğu kaybederken, skoru korumaya yönelik oynattığı için bütün sezon eleştirmiştir.
Tigana hep 1-0’lık skorların hocasıydı.
Ertuğrul ise Lucescu gibi korkar, karakterli top oynatamayan.
Hep eleştirildiler, kazansalar dahi.

Nitekim sonunda hep kovuldular, şampiyon olsalarda…
Anadolu takımlarına yıllardan beri denmedik şey bırakılmadı. Vasat, sadece defans yapan, oynatmayan. İyi futbol istenildi, sayfalarca yazılar yazıldı.

Sonra Schuster geldi. Kaybetsek bile, sahada hep kazanmak isteyen takım olmalı, bunun için çalışıcağız denildi. Yeri geldi kazandı veya kaybetti. Ancak senelerden beri yazılanları söyleyince, Türk futbolu aslında hiçte o kadar kötü değildi. Schuster yanlış biliyordu. Zaten Konya bütün maç atak üstüne atak yapmış, Beşiktaş’ı bunaltmış, hep gol atmayı düşünmüştü!!

Ama Beşiktaş, Gençlerbirliği maçını kazanırken iyi oynamamıştı. Pozitif futbol oynamalıydı, birilerine göre. Ancak bir sonraki hafta o birileri, Ziya Doğan’nı “ taktik zekası” nı, Konya’nın oynadığı o muhteşem futbolun hakkını vermişlerdi!!

Aslında haksız Schuster, Türkiye’de futbol adına her şey çok iyi. Onun için, geçen yılın Süper Lig şampiyonu Bursaspor daha gol bile atamadı Şampiyonlar Ligi’nde, Galatasaray, Fenerbahçe saçma sapan takımlara bu yzüden elendi. Milli Takım’ın istikrarlı olamaması hep bu yüzdendi zaten. Türkiye’de takımların oynadığı muhteşem futboldan kaynaklıydı.

Yıllardır söylediklerinizi, Schuster söyleyince mi rahatsız oldunuz? Nereden vurursanız, vurun yemiyor mu karşınızda ki? Lucescu, Tigana, Daum, Ertuğrul, Del Bosque, Löw, Aragones, Schuster, Rijkaard anlamıyor mu futboldan? Peki siz ne kadar anlıyorsunuz, gazetecilikten, adam olmaktan? Siz futbolu sonra tartışınız efendim, ondan önce kendinizle alakalı halletmeniz gereken daha önemli şeyler var.

Yaşadıkların Neyin Kafası?

2 Kasım 2010 Salı


"Allen Iverson takım arkadaşlarıyla birlikte bize şampiyonluk sevinci yaşatacak."
"Ligin yanı sıra Türkiye Kupası ve Eurocup'ı da istiyoruz."
"Iverson transferinden sonra takımda bazı değişiklikler olabilir, formanın hakkını verecek oyuncularla yola devam edeceğiz."


Şeref Yalçın, Iverson ve takıma dair açıklamalar yapmış. Yukarda ki cümleler, yaptığı açıklamanın içinde geçen bir kaç cümle... Forza'da açılan başlık sonrası yaptğı transferi, takımın stratejisiymiş gibi anlatan, Iverson'ı getirerek bırakın Beko Basketbol Ligi'ni, EuroCup ve Türkiye Kupası'nı da alabileceğini sanan ve sezon başı kurulan kadroyu, başarı sağlamak için değil, sırf Iverson geldi diye kafasına göre değiştiren Şeref Yalçın' a sormak istiyorum. Acaba sen neyin kafasını yaşıyorsun?

Arma varsa, hedef şampiyonluk olmalıdır…


Haftasonu Akatlar’da oynanan maçta Beşiktaş Erkek Voleybol Takımı, Mef Okulları’na yenilerek ligde ard arda üçüncü mağlubiyetini aldı. Beşiktaş, rakipleriyle yaptığı üç maçta galibiyet alamazken, bu maçlarda sadece iki set alabildi.Beşiktaş’ta futbol ve basketbolda yıldız transferleri ile şov sürerken, voleybolda ise büyük çöküş ve başıboşluk yaşanıyor. 2 sezon önce düştüğü bir alt ligden, birinci lige terfi eden Beşiktaş için hedef, küme düşmemek olarak belirlenmiş durumda. Bunu takımın antrenörü Osman Kahraman, lig başlamadan önce resmi siteye yaptığı açıklamada “Bu yıl çıtayı yükseltmek istiyoruz. Kupa maçlarında aldığımız galibiyetlerle bu yıl daha güçlü bir ekip olduğumuzu gösterdik. İyi bir takım kurduk ve bu ekiple voleybolseverlere keyif veren bir oyun oynayacağız. Şu an için 5. ve 8. basamak arasında bir yerde olmayı planlıyoruz” diyerek voleybol branşının ne durumda olduğunun bir bakıma altının çizmiş durumda. Başkan Demirören’in bile amatör branşları mali külfet olarak gördüğü bir ortamda, hocanın yaptığı bu açıklamaları yadırgamamak gerek. Ancak mali külfet olarak gösterilen branşın, bu durumu giderilmesi için yıllardır bir çalışma yapılmamakta. Birçok rakibi müessese takımı olduğu gibi, ezeli rakiplerinin de isim sponsorluğu ile maddi gelir sağladığı ortamda Beşiktaş’ın formasında göğüs reklamı bile bulunmamakta.

Ancak asıl düşündürücü olan kısım ise branşların birbirinden ayırt edilerek yönetilme tarzı. Şüphesiz ki, futbol takımı şu an aynı durumda olsaydı, Demirören de dahil bütün yöneticilerin tavrı çok başka olurdu. Anlaşılan, Şube Sorumlusu Doğan Küçükemre, derneklerden bihaber olduğu gibi, sorumlusu olduğu branşlardan da bihaber durumda. Zaman çok geçmeden, futbol ve basketbola olduğu gibi voleybola da gereken yatırım yapılıp, Beşiktaş ismi hak ettiği yerlere ulaştırılmalıdır.

http://derinbesiktas.com 'dan alınmıştır

deliye vuracağız bu terbiyesizliği!

1 Kasım 2010 Pazartesi

daha önce ea_mvp belirtmiş, sezmiş, belki duymuş, bilemeyiz, basketbol kombinelerinde büyük bir skandala doğru gidiliyor, pazarlamayla terbiyesizlik karıştırılıyor.

2010-2011 basketbol kombinelerinin fiyatları şu şekildeydi:

Bench Arkası VIP J1 Blok: 500,00 TL
Protokol K1 Blok: 700,00 TL
Tribün: 150,00 TL


allen iverson transferinden sonra şu şekle getirildi:
PROTOKOL KARŞISI ÜST A2 200 TL
PROTOKOL KARŞISI ÜST B2 240 TL
PROTOKOL KARŞISI ÜST C2 270 TL
PROTOKOL KARŞISI ÜST D2 240 TL
PROTOKOL KARŞISI ÜST E2 200 TL
PROTOKOL KARŞISI ALT A1 240 TL
PROTOKOL KARŞISI ALT B1 270 TL
PROTOKOL KARŞISI ALT C1 300 TL
PROTOKOL KARŞISI ALT D1 270 TL
PROTOKOL KARŞISI ALT E1 240 TL
POTA ARKASI F-G-H 200 TL
BENCH ARKASI (YAN) I 340 TL
BENCH ARKASI J 850 TL
PROTOKOL TRİBÜN K 1.000 TL
BENCH ARKASI L 850 TL
BENCH ARKASI (YAN) M 270 TL
POTA ARKASI N2-O2-P2 200 TL


bu yapılan ticari ahlak yoksunluğundan başka birşey değildir! satışa çıkartılan kombinelerin fiyatlarına transfer sonrası zam yapmak hangi terbiyeye hangi ahlaka sığar? bu nasıl bir etiktir, bu nasıl bir ticari anlayıştır... şaka mı bu?

bundan sonra yapılacak her transferden sonra kademeli olarak kombine kart fiyatları değiştirilecek mi?

sezon boyunca kulüpten kombine kartlarla ilgili çok atraksiyonlu hamleler bekliyorum. muhtemelen sene boyunca resmi sitede de şu şekilde haberler ve duyurularla karşılaşacağız:

"2010-2011 sezonu basketbol kombine kartları geçersizdir. 1 aralık 1999 tarihinden itibaren kombine kartların fiyatları yeni yapılan transfer gereğince 450.00 YTL ile 1800.00 YTL arasında değiştirilmiştir. yeni kombineler 1 maç sonra yeniden değiştirilecektir."

"en son satın aldığınız kombineler var hani, onlar da artık geçersiz. 1 ocakta son maça girdiniz girdiniz, yoksa öptüm kib bye modu arkadaş! orada da kombineleri teslim edin adam gibi. baktık yolunacak kaz gibiymiş bizim taraftar, artık şeyimize göre yeni fiyat belirledik. bundan böyle pota arkasına sadece polis oturacak, yanlardaki tribünlere de sadece yöneticiler ve yakınları alınacak. yeni kat çıktık, oradan kombine satıyoruz. onun da fiyatını gelecek ay belirleriz. şimdilik biletle idare edin."

"akatlara çıkılan kaçak katla ilgili belediye yıkım kararı verdi dün. yarın yıkım ekipleri gelecek. biz kulübün güvenliğini örgütledik. yalnız ordan fahiş fiyatla kombine satmıştık, yani orası aynı zamanda taraftarın da. o yüzden taraftarımızdan yarın destek bekliyoruz. belediyeye karşı kendi sahamızda yenilmeyeceğiz! taraftarımız yarın saat 6'dan itibaren yerine takımına kulübüne bi de bizim basriye sahip çıksın! heyoooo!"

"şimdi şöyle oluyor gençler: kombineler iptal. yenisini çıkarttık. kapalı 1000yetele, açıklar 483yetele. evet, basket maçları akatlarda ve biz fiiiyapinönü stadından basketbol kombinesi satıyoruz. basket maçı oynanırken oraya tıkışın işte, bağırın çağırın tepişin ve gidin diye düşündük. süper düşünmüşüz değil mi?"

"geçen bi oturup konuştuk bizim uşaklarla, bu kombine işine taraftar çok sinirleniyor ama biz çok eğleniyoruz açıkçası. o yüzden sırf göbeğimiz biraz daha zıplasın diye geçen sezon kombine alanlar, üzerine bi 1000ytl daha verip maça girebilecek. diğer herkes de dışarda polis nezaretinde olacak. bağırmayı da yasakladık anasını satayım. zaten pankart yasaktı, biliyorsunuz. hayde selametle..."

"ne kadar eğleniyoruz lan... acaip de zengin olduk. kaz çok, yol babam yol, yorulduk haliyle. o yüzden artık kombine falan yok. unutun! yorulduk çünkü hergün hergün fiyat belirlemekten. alın biletinizi, efendi gibi rezil olun... çok da şeyimizde, nasıl olsa üttük olm hepinizi ahahaha! kib bye!"

"kombine kartlarla yeni düzenleme şu şekilde: kartını okutanlar yandaki salonda 2 dakika konaklama ve çay içme imkanına sahip olacak. çaylar 15yetele! çayını içen salonu terketmezse polisin copu var, bi taraflarınızda patlar! maç falan izlemek yasak kardeşim! siz olunca biz izleyemiyoruz, lütfen anlayışlı olun! çayınızı için, hakkınızı helal edin, yürüyün gidin... uğraştırmayın ulan bizi..."

"kombine kartlarla ilgili yeni bir duyuru hazırlayacaktık. erindik... yarın maça gelenleri çok çılgın sürprüzler bekliyor. ayrıca 12 tane ambulans da hazır olacak. rahat olun! 120 tane de kırmızı siyah atkılı şahıs ayarladık. korkmayın lan, bizim adamımız onlar hehe!"

"bu yazıyı okuyan değerli beşiktaş taraftarının dikkatine: hepinizi nasıl yolduk ama! hehe!"

"basket kombineleri vardıya hacı, onlar artık yok... o kadar para verdiniz, aldınız; yeni zam yapcaktık, gerek görmedik. artık satmıyoruz. iverson kıskançlığı başladı bizde. bir tek biz izleyecez ulan!"


böyle gidecek herhalde sezon...
ne diyelim, eyvallah!
sonuçta seçimle geldiniz oraya, ve yükümlülüklerinizi, mecburi vazifelerinizi lüksmüş gibi göstererek seçildiniz yeniden. kime karşı kimleri kullanarak nasıl çeteler kurdunuz, ne gibi ticari ahlaksızlıklara bulaştınız, bunlar hiç sorgulanmadı bile...
acı ama gerçek, üzerinde çok düşünmek gerek, ama bir yerde de bu taraftar bu muameleyi, sessizliği ve bastırılmışlığıyla haketti...
eyvallah...

Hatalardan ders alınmalı


Aliağa’da, parkeye çıktıkları andan itibaren, tamamen aynı felsefeyle basketbol oynamaya çalışan iki takımın mücadelesi vardı. Aliağa, bu sezon ki tek yenilgisini geçen hafta Fenerbahçe Ülker’den almış olarak karşımıza çıktı. Run&gun basketbolu oynayan Aliağa, bu sisteme çok uygun oyuncularıyla beraber, eğer gününde olursa her takımı yenebilecek durumda, öyle ki maçta da her şey tamamen bu yönde gelişti. Randle ve Coleman ikilisiyle hücumda harikalar yaratarak adeta savunmamızı dağıttılar. Birde bu performanslara Hüseyin Beşok’un, maç boyunca tek şut kaçırarak ürettiği 18 sayılık katkısı eklenince mağlubiyette kaçınılmaz oldu.

Ancak her şeye rağmen Aliağa’nın bu performansına takım olarak bizimde ne kadar katkı yaptığımızı sorgulamak gerekir. Coach Bıyıktay’ın geldiği günden itibaren, savunmayı ikinci planda tuttuğunu hepimiz biliyoruz. Savunma ne kadar geri planda olursa olsun, eğer savunmada, rakip oyuncuya el bile göstermekte zorlanıyorsak burada ciddi başka problemler vardır. Keza iki haftadır alınan yenilgiler, hücum yönünün aksamasından daha çok savunma yönü zafiyetimizden kaynaklı sıkıntılar yüzünden alındı. Hatalardan ders çıkartmayan bir yapıda devam ediyoruz. Rakip takım, hücum setlerinde hangi silahını kullanırsa kullansın, kesinlikle o silahını parlatmasına yardımcı oluyoruz.

Aliağa Pektim antrenörü Halil Üner’ in yaptığı açıklamada “ Her top için savaştık ” cümlesi bizim kazanmak için ne yapamadığımızı anlatır nitelikteydi. Takım sahada ki zor zamanlarında, toparlanmakta güçlük çekiyor. Bu konuda Haluk Yıldırım gibi bir kaptanın kaybedilmesinin diyetini öder durumdayız. Şu an kadroda, bu görevi üstlenen Mustafa Abi gibi tecrübeli bir oyuncuda olsa, bir takıma liderlik edebilmek çok farklıdır.

Iverson transferinin yararı kadar, getireceği baskıda o kadar artacaktır. Alınan her mağlubiyette, oyuncular yardım edememekle, Burak Hoca ise takımı idare edemeyecek nitelikte olmakla suçlanacaklar. Hatta Burak Hoca için homurdanmalar çoktan başladı.Yapılması gereken eleştirmek yerine destek vermektir. Bu takımın ne zor şartlarda, ne kadar iyi oyunlar ortaya koyduklarına şahit olduk. Başarı çok uzakta değil, yeter ki gerekli destek gelsin ve hatalardan ders çıkartılabilsin.

Erhan Altıntaş-Serencebey.com

Alınması gereken alındı


Bazen sadece kazanmanız gerekir. Oynadığınız oyunun iyi, maç içindeki temponuzun yüksek olup olmadığına, taktik açıdan gerekenleri yapıp yapmadığınıza bakmadan kazanmak zorundasınızdır. Dün oynanan Sivasspor maçı, böyle bir ortamda oynanan bir maçtı. Ard arda gelen yenilgiler, oynanan kötü futbol, rakiplerle puan farkının açılması ve gelen eleştiriler… Bu kadar yaşanılan olayın üzerine kaybedilen özgüvenin kazınılması sahada alınacak üç puan ile geri kazanılabilirdi.

İlk 20 dakika itibariyle iki gol atarak öne geçilmesi maçın rahat bir ortamda devam edeceği düşüncesini yarattı, maçı izleyenlerde. Atılan ilk golle ve golün oluşumunda ki Guti’nin pası, Ekim ayının neden bu denli zor geçtiğinin anlaşılabilmesi açısından çok önemliydi. Necip’in ayağa kalkmadan yaptığı vuruş ve attığı gol ise Beşiktaş’ın düştüğü yerden kalktığının habercisiydi.

Bir hafta içinde, 3 gün arayla, biri 120 dakika ve ağır zeminde olmak üzere yapılan üç maç… Stres ve baskıyı üst seviyelerde hisseden, kısmen özgüvenini kaybetmiş, kazanmak zorunda olan bir takım… İki farklı skordan sonra takımın geri çekileceğini tahmin ediyorduk. Ancak 2. yarı itibariyle geri çekilmeden daha çok oynayamama durumu göze çarptı. Holosko ve Tabata’nın, artık alışkanlık yaratan formsuzlukları Guti çıktıktan sonra eziyete dönüştü. Son dakikada Cihan’ın şutu ağlara ulaşsa belki şu an havlu atmış Beşiktaş’ı konuşuyor olacaktık. Sivasspor maçı, bu yüzden çok önemliydi. Ne oyuncu performansı, ne şans, nede bir başka şey… Alınması gereken 3 puandı ve alındı. Belki futbol göz doldurmadı ama Beşiktaş yoluna devam ediyor…

Pazarlamayla, Terbiyesizliği Karıştırmayın!

30 Ekim 2010 Cumartesi


Sonunda Iverson imzayı attı. Hepimiz biliyoruz ki pazarlama olarak çok fazla kullanılmaya çalışılacak. Akatlar'a 15 tl altında bilet alıp giremeyeceğiz mesela. Ancak satışa sunulan, fiyatı biçilen kombinelerin satıştan kaldırılmasının amacı nedir?
Yönetimin pazarlama beyninin nasıl çalıştığını biliyoruz. Bunu anlamak için futbol maçlarının her maç değişen bilet fiyatlarını gözlemek yeterli. Ancak düşündükleri şey, bizim tahmin ettiğimiz gibi fiyatları yükseltip öyle satmaksa, bu terbiyesizlikten ve sahtekarlıktan başka birşey olamaz!

iverson üzerine çeşitlemeler - x

gecenin bir yarısı, camdan başınızı sarkıttığınızda, pervazın altına sinmiş spiderman gördünüz mü siz? karanlık bir sokakta karşınızdan ürkütücü tipler yaklaşırken, aranıza baş aşağı inen batman gördünüz mü siz? en yüksek uçurumdan düşerken superman gelip sizi löp diye tuttu mu hiç? şöyle ansızın bir an kaptan mağara adamı, bedeninden alakasız ve yanlış bir obje çıkarttı mı karşınızda (evet, abarttım)?
kimi çocuklar süper kahramanların etiketlerini veya çıkartmalarını biriktirirken, sizin cebinizde allen iverson'ın, karl malone'un ve hatta peter naumoski'nin resmi oldu mu? şehrinizdeki basket maçında ufuk sarıca'yı senede bir defa izlediniz mi?
sanki şehre bir film gelmesi gibi, hayal bile edemeyeceğiniz birşey gibi, ve hatta en güzel metafor: başınızı camınızdan çıkarttığınızda örümcek adamı görmek gibi...
inönü stadında zidane'ın olması gibi birşey bu, akatlar'da allen iverson'ı görmek!
sizin için bir süper kahramanı, karşınızda görmek işte bu!
anlayamaz kimse bu heyecanı!
büyük bir sporcunun, kaliteli bir oyuncunun gelmesi gibi birşey değil bu! bir süperkahramanın gelmesi gibi, yıllarca heyecanla izlediğiniz bir oyuncunun takımınızda olması!
diyorum işte:
başınızı camdan dışarı çıkartınca, karşınızda örümcek adamı görmek gibi...

Geldi!

29 Ekim 2010 Cuma



Gelmez, gelecek, geliyor derken 2 yıllık imzayı attı. Bu anı canlı olarak seyrettirememek ise ayrı bir olay... Bir işi tam yapabilsek zaten neler olurdu kim bilir? Her şeye rağmen onu, Akatlar' da, Beşiktaş forması ile görmek güzel, muhteşem filan değil bambaşka birşey olacak. Avrupa basketbolunun görebildiği en büyük yıldız! Beşiktaş' a hoşgeldin!

Ziraat Türkiye Kupası B Grubu


Dün eleme maçında Mesin İ.Y' nu geçtikten sonra kupada rakiplerimiz belli oldu. Grup, çifte kupalı senenin benzeride denilebilir. Rakipler; Gaziantep B.B, Konya Torku Şekerspor, Manisaspor, Trabzonspor... Konya torku ve Trabzonspor maçı Şeref Bey' de, Gaziantep B.B ve Manisaspor maçı deplasmanda oynanacak. Ekim ayının hesabını kısmen sormak için fırsat elimize geçti. Hadi hayırlı olsun...

Tekerlekli Basketbolunda Büyük Skandal

28 Ekim 2010 Perşembe


Salsa Basket, Milli Takım ve Galatasaray' ın antrenörü olan Sedat İncesu ile çok önemli ve skandal niteliğinde şeyler konuşmuş. İçinde Beşiktaş'ın oyuncularınında bulunduğu Milli Takım üzerinden kimler, ne şekilde, nasıl şerefsizliklerle fayda sağlıyor hepsi anlatılmış. Haber iki parça halinde yayınlandı, hepsi aşşağıda... Salsa Basket' e ayrıca teşekkürler
-------------------------------------------------------------------------------------
Başlık bir hayli iddialı ancak aşağıda yazanları okuyunca olana-bitene inanamayacaksınız. Tekerlekli Sandalye Basketbolu'nda Türkiye'nin bu noktalara gelebilmesini sağlamış; Milli Takım'a Avrupa İkinciliği, Galatasaray'a ise Kıtalar Arası Şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi Şampiyonlukları kazandırmış olan sayın Sedat İncesu'dan çok ama çok önemli açıklamalar var. Belki şu an "Amaan tekerlekli sandalyeyse ben okumam" diyeceksiniz ama birazcık zahmet edin, bu ülkede ne gibi pislikler var görün. Bu kadar büyük iğrençliklerin yaşandığı bir ortamda kalıp savaşmaya devam eden Sedat Hoca'ya destek olmayı bir basketbolsever olarak değil, bir insan olarak boynumun borcu biliyorum. Tahminlerinizin çok ötesinde pisliklerle karşılaşacaksınız. "Türk Tekerlekli Sandalye Basketbolunda Haysiyetsizliğin Tarihi" olarak adlandırabileceğimiz yaşananlar ve hocanın bu bağlamda anlattıkları o kadar uzun ki, madde madde veriyorum yaşanan pislikleri.


- Avrupa İkincisi Tekerlekli Sandalye Basketbol Milli Takımı Dünya Şampiyonası'ndan önceki son kampında kampta fizyoterapist ve sağlık görevlisi olmadığı için 15 gün boyunca idman yapamamış.


- Yine yukarıda bahsi edilen kamptan önce takımdaki oyuncuların sandaleyelerine 20 TL kaynak parası verilmemiş federasyon tarafından. Böyle bir şey bizde değil başka yerde olsa direk yeni sandalye alınır oyunculara, biz de sandalyeler tamir edilmiyor bile.

- A Milli Takım Oyuncuları federasyon ilaç paralarını ödemediği için, ilaç ücretlerini kendi ceplerinden vermek zorunda kalmışlar.


- Genç Milli Takım Kampı esnasında, kadrodaki 17 yaşında olan bir sporcu aynı gün iki kez mide kanaması geçirmiş. Ancak kampta, diğer kamplarda olduğu gibi, herhangi bir sağlık görevlisi bulunmamaktadır. Ölüm noktasına gelen oyuncunun hayatını antrenörleri kurtarmıştır. Bu esnada yetkililer 48 saat süresince telefonlarına bakmamış.

- Sedat İncesu'nun kuyusunu kazmak için 3-5 antrenör bir araya gelip Mili Takım'daki bazı oyuncularla anlaşmışlar. Sonradan bu durumu takım içerisindeki bazı oyuncular gereken yerlere bildirmiş. Sedat Hoca'nın ifadesiyle "İhanete ne Allah razı olur, ne kader, ne de alın teri döken Milli oyuncular."


- Oyuncuların sandalyelerine 20 TL vermeyen adamlar İngiltere'ye gitmiş, normal harcırahla da yetinmeyip sporcularınkinin yüzde elli fazlasını almışlar. Utanıp arlanmadan, İngiltere'den dönüşlerinin bir gün sonrasında ölüme terkettikleri sporcuyla birlikte İtalya'ya uçmuşlar. Genç Milli Takım için (!).

- İtalya'ya gitmişler o kadar masraf edip ama oyuncuların sandalyeleri kırık-dökük. Oyuncular kırık sandalyelerle turnuva oynamak zorunda kalmış. Beyefendiler paraları ceplere indirmeye devam ededursunlar.


- A Milli Takım'daki önemli oyuncuların ikisinin sandalye parasını Sedat Hoca ödemiş, başına gelecekleri bile bile... Gariban oyuncular da sandalye parasının dörtte birini ödemiş. Yeni sandalyeye sahip oyuncuların performansı uçmuş ancak takımın geri kalanı kırık sandalyelerle oynamaya devam etmek zorunda kalmışlar. Öyle bir duruma gelinmiş ki takımın oyun kurucusu Ali Asker'in sandalyesi kaynak tutmamaktaymış. Yine hocanın tabiriyle "Garibim asker itmeye, kurmaya çalışır oyunu; sandalye bir sağa gider, bir sola..."


- Utanmaz-arlanmaz adamın biri varmış federasyonda, başkalarının karılarıyla kafayı bozmuş. Bu adam ağza alınmayacak espiriler yapmış. Hoca uyarmış olmamış, as başkana gitmiş, o hallederiz demiş, yine olmamış ve nihayet... Nihayet bu ar-namus kavramından bihaber, utanmaz adam gitmiş iki milli sporcunun yanına, hem de takım finale doğru adım adım yürürken, ne söylemiş biliyor musunuz? Siz sakatsınız, eşlerinizi tatmin edemezsiniz onlar da sizi boynuzlar sakın evlenmeyin. Yahu bu nasıl bir laftır? Oyuncular ağlayarak gelmişler ve olanı-biteni hocaya anlatmışlar, hoca da asbaşkana gitmiş ama sonuç var mıdır sizce?

- Bu ar-namus kavramından bihaber zat, federasyonun her kampına gidermiş. Ama öyle bir gidermiş ki, akşam takımla beraber otobüse biner, sabah kahvaltısını yapıp biletini alıp geri dönermiş. Minimum iki yol parası, üç günlük harcırah da cebine kalırmış.


- Birmingham'da takım turnuva esnasında savaşmaktaymış. Yönetici beyefendilerse Londra'da alış-veriş, gezme, eğlenme sefasındalarmış. Takımın en değerli oyuncusu lobide acı çekerken bir tane yetkili yokmuş yanında. Sedat Hoca ambulans da getirtememiş, oyuncuyu taksiyle hastahaneye götürmek zorunda kalmış.

- Kampa bir masör bile gelmemiş, oyuncuların kasları taş tutmuş. Hoca bari bir masör gelsin, en olmadı psikolojik olarak rahatlasın sporcular demiş, o da yapılmamış. Sonrasında yetkilinin söylediklerini söylemekten ben utanıyorum ama o adam bu lafı etmekten utanmamışsa da yapacağım bir şey yok. Demiş ki değerli yetkili, bir masör bir de fizyoterapist yollayalım ikisini de fizyoterapist olarak tanıtalım ve bakalım oyuncuların gerçekten ihyitaçları var mı yoksa yalan mı söylüyorlar. Muazzam plan vallahi, tebrikler.
Hasılı, durumlar bu şekilde. Yazılacak bir kısım şeyleri yarına sakladık. Merak eden takipçilerimiz Sedat İncesu'nun facebook hesabına bakabilir. Bizim sizlerden istediğimiz bu yaşananlara kayıtsız kalmamanız, bunları bir yerlerde bir şekilde duyurmanız, konuyla ilgisi olmayan bir adama bile neler olmuş neler milli takım kampında diyerek kamuoyu oluşturmanız. Bizi bir şekilde takip eden değerli basın mensupları varsa aramızda, lütfen onlar da ellerindeki imkanları kullansınlar. Bu gibi insanlardan kurtulmamız gerekiyor bu ülkede. Bu noktada gayretlerinizi esirgemeyiniz.

Tekerlekli Sandalye Basketbolunda Büyük Skandal başlığıyla verdiğimiz haber beklediğimiz gibi büyük ses getirdi. Habertürk, Milliyet ve Vatan gazetelerinde sitemizin de ismini geçirerek bu olaya değinilmesi hoş bir jestti. Gelin isterseniz ilk haberimizde değinmediğimiz birkaç noktayı daha sizlerle paylaşalım:


-Sedat Hoca yıllardır federasyona profesyonel sözleşmeye geçilmesini teklif etmiştir fakat federasyon sürekli 'kem,küm,ama,fakat' gibi sözcüklerle hocayı oyalamaya çalışır.


- Ülkemizde bugüne kadar sadece birinci ve ikinci kademe ile ilgili antrenörlük kursu açılmış. Normalde bildiğiniz üzere beş kademe antrenörlük seviyesi var. Ne yazık ki hiçbir antrenör Süper Lig ve Milli Takım seviyesinde takım çalıştıramaz bu şartlarda fakat federasyon bu konunun da kolayını bulmuş. Yönetmeliğe bir alt madde eklemişler ve beşinci kademe antrenörü yoksa dört, dört yoksa üç, üç yoksa iki, iki yoksa birinci kademe antrenörü takım çalıştırabilir diyerek işin içinden çıkmayı başarmışlar. Malum, iş bitirici milletiz vesselam.


- Şimdi de fıkra tadında bir olay geliyor. Bir gün Sedat Hoca'yı aramışlar, demişler ki "hocam seni beşinci kademe antrenörü yapıyoruz", bu şartlarda da çok önemli ya beşinci kademe antrenörü olabilmek, hoca şaşırmış. Sormuş nasıl oluyor bu iş diye, karşıdan gelen yanıt "başarılı oldun ya işte, falan filan" olmuş. :) Hoca anlatmaya çalışmış elinden geldiğince antrenörlük kursu açılmadan bir antrenörün kademe atlayamayacağını ancak anlayan çıkmamış ve yeni yönetmelik Gençlik Spor Genel Müdürlüğü'ne (GSGM) yollanmış. Yazık ki GSGM yönetmeliği kabul etmemiş. Tabii değerli federasyon yetkilileri bir hayli sinirli, yaşananların ardından GSGM'nin bir şey bilmediğini iddia ediyorlar.


- Sedat İncesu federasyonun para yok iddialarına karşılık olarak son beş yılda federasyonun basketboldan sorumlu asbaşkanına ayrılan uçak bileti ve harcırah paralarını nazara veriyor. Bunun araştırılmasını istiyor.


- Sedat Hoca, yurtdışı gezilerine kadro dışında olmasına karşın giden kişilerin yaptıkları masraflarla neredeyse tüm takımın sandalyelerinin yenilenebileceğini belirtiyor. Gezmek, eğlenmek tatlı tabii...


- Sedat İncesu yardımcı antrenörlük görevine ilk getirildiğinde kendisine verilen görevlerden de bahsedelim. Bir kağıt içerisinde o dönem federasyonunda yer alan alkolik bir isim kendisine görevlerini bildirir. Sedat Hoca kağıdı eline aldığında kendisine yanlış kağıdın verildiğini düşünüp geriye döndüğünde o alkolik şahıs hayır bu görev senin görevindir der. Ne mi yazmaktadır o kağıtta; 1 kg antep fıstığı, 1 kg çok kavrulmuş fıstık, 1 kg leblebi ve daha niceleri. Altına da not düşülmüş, hepsi Kızılay'daki meşhur kuruyemişçiden alınacak. Yardımcı antrenörün başka ne işi olabilir ki zaten?


- İspanya'ya gidilecekmiş takımla birlikte, havaalanında A Milli Takım yardımcı antrenörüne çok önemli bir görev daha verilmiş. Sedat İncesu'ya bir çanta verilmiş, bunu bagaja vermemesi ve gözünün önünde ayırmaması söylenmiş. 57 kilo gelmiş çanta ve içerisinde sadece alkol varmış.


Evet, olan-biten bu şekilde. Tabii Sedat Hoca'nın anlattıklarından fazlası da var. Burada yaşananlardan sorumlu olan kişilerin isimlerini de vermenin vakti geldi. Biz yeterince araştırma yapmadan insanları zan altında bırakmak sorumluluğunun altına giremezdik. Bu yüzden iki gün önce isimleri sizlerle paylaşmadık fakat gerek Sedat Hoca ile, gerekse camianın içerisinde yer alan diğer insanlarla yaptığımız görüşmelerin ardından kanaatimiz netleşti ve bu isimlerin bir bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.


Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Genel Sekreteri Mehmet Turan, meşhur "boynuz" olayının müsebbibidir. Mehmet Turan beyefendi dün Habertürk gazetesine yaptığı açıklamalarda iddiaların tamamını reddediyor, ancak açıklamasının sonunda da Sedat İncesu'yu tehdit etmekten geri kalmıyor: Milli Takım'daki görevinden sonra Galatasaray'daki antrenörlük hayatı sona erer. Sağolsun varolsun... Bu yaşananlara katkı(!) sağlamış bulunan isimler arasında Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Tekerlekli Sandalye Basketbolundan Sorumlu Asbaşkanı Ali Duran Karakaya, Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Eğitim Dairesi Başkanı Emin Bayramlar da yer alıyor.


Bu dakikadan sonra top bizde olduğu kadar aynı zamanda da kamuoyunda, biz aldığımız bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Belli bir tepki oluştu şu an için bu yaşananlara dair, yazılı ve görsel medya bu işin üstüne gitmeye başladı. Ümit ediyoruz ki bu olayı tam olarak açıklığa kavuşturabileceğiz. Zaten Sedat İncesu konuyu mahkemeye taşımış bulunuyor. Ümit ediyoruz ki hak yerini bulacak, adalet tecelli edecektir.

salsabasket.blogspot' tan alıntıdır

AIllen Iverson #3

27 Ekim 2010 Çarşamba



Cuma günü İstanbul'da, formaları hazır. Bu transfer haberiyle bahis sitelerinde EuroCup şampiyonluğuna aday iki takımdan biri bile gözüküyoruz. Iverson ne getirir, ne götürür bunu daha sonra yazarız. Şimdilik tadını çıkartmak gerek.

Bahanesi yok

26 Ekim 2010 Salı


Son 5 resmi maç, 3 tanesi Spor Toto Süper Ligi’ n de olmak üzere 4 yenilgi. Sezonu erken açan Beşiktaş’ın elbet bir düşüş yaşadığı dönem olacaktı. Ancak Beşiktaş’ın işin tadını bu kadar kaçıracağını rakipleri bile hayal edemezlerdi. Daha önce alınan yenilgilere alışma dönemi dedik, sonra sakatlar var, takım eksik dedik. Dün sahada alınan yenilginin ise nedeni çok ama bahanesi yoktu.

Kayserispor’u kutlamak gerek. Maçın tamamında daha istekli, daha mücadele eden taraflardı. Oyun sistemlerine hep bağlı kaldılar. Bunda Beşiktaş’ın, rakibi ne kadar bozabildiği de sorgulanır ama her ne olursa olsun Kayserispor maçı hak eden taraftı.

Zalayeta, Troisi ve Cangele gibi üç önemli oyuncusunun yokluğunda, Beşiktaş’ın sakatlıklarını bahane etmesinin imkanı yok. Her iki takımın bütçesini, sakat oyuncularını düşündüğünüzde elde kalan oyuncuların hangisinin daha kaliteli olduğu söylerken Beşiktaş ismini telaffuz edersiniz. Ancak görüldü ki bunu sadece kağıt üzerinde yapabilirsiniz.

Nihat, sahada takımdan önce kendini düşünen bir hale girmiş. Yaşadığı bu düşüşten, anlık hamleler ile sıyrılma düşüncesinde. Ancak buna form durumu el vermezken, Bobo başta olmak üzere takımın tamamını etkiliyor.

Beşiktaş, daha önce oynadığı maçlarda gösterdiği arzulu, baskılı, son dakikaya kadar golü arayan halinden çok uzaktaydı. Schuster’in taktiğini eleştirenlerin bir seçim yapması gerekir. Ya sürekli uygulaması için Schuster’e baskı yaptıkları bu sistemde, pasif, gol pozisyonunu çok zor bulan, isteksiz Beşiktaş’ı izlerler yada diğer kaybedilen maçlarda olduğu gibi sürekli rakip kaleye yüklenen, sabırla pas yapan, arzulu Beşiktaş’ı izlerler. Ancak Beşiktaş, eksik oyuncuları olmadan yeni bir şeyler yapabilmeyi öğrenmeli. 34 maçlık bir seride her zaman aynı planı kullanamadığınız olacaktır, tıpkı bugün gibi…

Beşiktaş, puan durumu ve oynadığı oyun bakımından şampiyonluğun çok uzağında, rakipler ile puan farkı açıldı. Beşiktaş’ ın, bundan sonra puan kaybetme lüksü yok. Beşiktaş, her takımın puan kaybettiği bir ligde alacağı seri galibiyetler ile tekrar şampiyonluğa ortak olacaktır. Ancak bunun için gerekenden çok daha fazla çalışması gerek.

Geliyoor!

25 Ekim 2010 Pazartesi

Suni baskı ve bireysel hatalar

22 Ekim 2010 Cuma


Esame listesine zar zor 15 kişinin yazıldığı, Hakan, Zapatocny, İbrahim Toraman’ın bireysel hataların dibine vurduğu, Nihat ve Tabata’ nın formsuzluklarının tavan yaptığı bir maçta Schuster’ in taktik anlayışını ve oyuncu seçimini tartışmak anlamsız kalır.

Porto maçını incelediğinizde dikkat edilmesi gereken çok daha başka şeyler var. Eğer rakibiniz 10 kişiyken size 2 gol atıyorsa ve siz karşılığında ancak 9 kişi kaldıktan sonra gol bulabiliyorsanız, takımın en iyi oyuncusu ile normal seviyede olan oyuncusuyla arasındaki fark bu kadar fazla olursa, Quaresma, Guti ve Aurelio’nun olmamasından daha başka sorunlar vardır. Rakip 10 kişiyken bireysel hatalar ve takım savunması nedeniyle 2 gol yedikten sonra, taraftar bütün sinirini Hakan Arıkan’dan alıyorsa, yeni “Fevzi Vakası” ile karşı karşıyasınız demektir.

10 kişi kalan bir takım, hocası soyunma odasında her ne uyarıda bulunursa bulunsun psikolojik olarak skoru korumak amacıyla geriye yaslanır. Sizin buna karşı üreteceğiniz yegâne çözüm; uzaktan şut ile golü hazırlamak veya “Yaratıcı Oyuncu” sıfatıyla sahada bulunan oyuncunuzun adam eksilterek diğer arkadaşlarına pozisyon hazırlamasını beklemek. Hal böyle iken o görevle sahada bulunan Tabata’nın yapabildikleri, pas yapamamak ve yaratıcılık olarak sağ tarafta Hilbert’ e pas atmak olunca, yapabildikleriniz Porto’nun izin verdiği suni baskıdan ileriye gidemiyor.

Bu maçtan sonra Schuster’in futbol bilgisi ve yapabildikleri sorgulanmaya başlanacaktır. Daha çok taze bir olay olan Rijkaard’ın başına gelenleri gördükten sonra sabredilmeli. Takımın oyuncuları arasında makasın bu kadar açık olduğu bir ortamda, iki yıldız oyuncu ve bir antrenör ile hiç bir şey bir anda değişmez. Maçlar kazanılır veya kaybedilir. Ancak kazanınca kendimizi Avrupa’da final oynayabileceğimize inandırmak ne kadar lüzumsuz ise, kaybedince Hakan’ın hakemin düdüğü ile soyunma odasına depar atmasını sağlamak, takımı medyanın kucağına bırakmak da o kadar saçmadır. Eğer hedefler büyük ise takıma zaman tanınmalı ve kadro derinliği sağlayan oyuncuların tekrar gözden geçirilmesi gerekir.

Erhan Altıntaş

Beşiktaş'tan geçen panzerler

21 Ekim 2010 Perşembe






Fink' in Fenerbahçe kalesine gönderdiği füzesi, Ernst' in azmi ve mücadelesi, Aumann' ın şapkası, Münch' ün muhteşem ortaları, Hengen' in ''Türk Filmi'' tadındaki hayatı... Christoph Daum’un ilk döneminden bugüne kadar birçok Alman isim kadroya dâhil olsa da hepsinin bıraktığı etki olmadı. Kimisi performansıyla, kimisi de özel hayatıyla akıllarda kaldı.

Alman oyuncular, dünya üzerinde değerlendirilirken; hırslı, mücadeleci, istikrarlı, disiplinli ve makine gibi işleyen oyuncular olarak adlandırılırlar. Beşiktaş'ın bu oyuncular ile tanışması ise Christoph Daum, Karl Heinz Feldkamp, Hans Peter Briegel gibi Alman vatandaşı olan antrenörlerin takımın başında görev almasıyla oldu. O dönemlerden itibaren birçok Alman isim kadroya dâhil olsa da hepsi aynı etkiyi bırakamadı. Kimi performansıyla, kimisi özel yaşantısıyla hafızalarda yer edindi. Bazıları hala taraftarın zihnindeki yerini korurken, bazılarının ismi dahi zor hatırlanır oldu. İşte o isimler…

Fabian Ernst: “Alman Panzeri”, “Üstün Alman Teknolojisi” ya da “Yakıtı Tükenmeyen Otomobil”… İstediğinizi diyebilirsiniz onun için. Schalke’den, bir devre arası transfer hikayesi ile takıma dahil edildi. Genelde Ocak ayı transferlerinin başarılı olma oranı düşük olduğundan ilk önce temkinli yaklaşılsa da ilk maçından itibaren gösterdiği mücadele ve hırsla taraftarın sevgilisi oldu. Zor zamanlarda takımı ateşleyen, asla yılmayan, mücadelesiyle zihinlerimizde yer edinen Fabian, geldiği sene partneri Cisse ile oluşturduğu mükemmel uyumla dönemin teknik direktörü Mustafa Denizli’nin değişmezleri olurken, bu durum Bernd Schuster ile devam etti. Bu sene takıma Quaresma ve Guti gibi dünyaca ünlü yıldızlar gelse bile Fabian, Beşiktaş taraftarı için ayrı bir öneme ve değere sahip. Bunu da maç içerisinde kendisiyle kurdukları diyaloglarla gösteriyorlar.

Roberto Hilbert: Roberto Hilbert ismini ilk duyduğumuzda mutlaka herkesin aklına 2006/07 sezonunun Bundesliga'sı gelir. Alman Ligi'nde bir başarı öyküsünün yazıldığı o sene Stuttgart, ligi zirvede tamamlayıp şampiyonluk ipini göğüslerken, takımın en önemli parçalarından biri olan, dinamo görevi gören, bazen forvet kimliğine bürünüp zor zamanlarda takımına gol kazandıran bir isim olarak hatırlarsınız Hilbert'i. Bu sezonun transferleri arasında Guti ve Quaresma'nın yanında daha sönük ve sessiz bir şekilde aramıza katılan Hilbert, gün geçtikçe kalitesini, nasıl savaşçı oyuncu olduğunu kanıtlıyor. Alman oyuncu, her takımın generallere ihtiyaç duyarken, aynı zamanda kendisi gibi askerlere de muhtaç olduğunu anımsatıyor. Kısa sürede takımın joker oyuncusu konumuna gelen Hilbert, şu ana kadar saha içerisinde gösterdiği istekli tavrıyla, takımı için terinin son damlasına kadar mücadele edeceği izlenimi uyandırdı.


Michael Fink: Çifte şampiyonluğun yaşandığı sene Fabian Ernst’in gösterdiği performansın ve bonservissiz olmasının nedeniyle Cisse’nin yerine orta sahaya takviye olarak transfer edildi. Henüz sezonun ilk maçında İBB’ye attığı golle kendini taraftara sevdiren Fink, vatandaşı Enrst ile iyi bir ikili oluşturarak geçen sezonun en az gol yiyen takımı unvanını Beşiktaş’a kazandıran isimlerden oldu. Sezon içinde istikrarlı ve mücadeleci oyununu oynadığı her dakikada sahaya yansıttı. Performansının zirve yaptığı maçlardan biri de İnönü’de oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe maçıydı. Hem defansif olarak takımının en iyilerinden biri olurken, hem de hücumda takımına yardım etti. Attığı muhteşem golüyle performansının süslerken, takımıyla beraber unutulmaz bir derbi zaferine de imza atarak taraftarın gönlünde taht kurdu. Ancak her şeye rağmen Beşiktaş’ ta ki yabancı sayısı sıkıntısı en büyük şansızlığı oldu. Sezon başında sözleşmesi dondurulan Fink, Sivok’un sakatlanmasıyla tekrar takıma dâhil edilse de vatandaşı Bernd Schuster tarafında henüz kendisine forma giyme şansı verilmedi.

Sixten Veit: 2001- 2002 sezonunun Zübeyir Baya’dan sonra ikinci yabancı transferiydi. Geldikten sonra sadece 3 maç oynayıp ülkesine dönen Veit, Beşiktaş’ın o dönem yabancı transfer politikası olan “deneme- yanılma” yönteminin ürünüydü. Dönemin teknik direktörü Daum ile aynı ülkenin vatandaşı olmasının da etkisiyle transferi gerçekleşen Veit, futbola “Traktor Oberbobritzsch” ve “Geologie Freiberg” takımlarında başladı. Profesyonel futbol hayatına ise Vorwärts Leipzig takımında adım attı. 1995’te Hertha Berlin takımına transfer olan Veit, 1997’de Bundesliga’ya çıktı. 2001 yılına kadar burada top koşturan Alman futbolcu, aynı yıl Beşiktaş’a transfer oldu. Ancak Daum ve kulüp arasında yaşanan sıkıntılardan dolayı rahat olmadığını öne sürerek ülkesine geri döndü. Veit, Beşiktaş formasıyla gösterdiği performansıyla olmasa da transferinin gerçekleşmesi, kulüpten ayrılması ile Beşiktaş taraftarlarının hafızasında yer edindi.

Markus Münch: “Bir Alman oyuncu nasıldır?” sorusunun en güzel cevabıdır. Profesyonel, istikrarlı, çalışkan, güçlü… 80’li yılların sonlarında, 90’lı yılların başlarında doğan her Beşiktaşlı çocuğun, Beşiktaş forması altında izleyip, hayran kalacağı ender futbolculardandı. 7 Eylül 1972 doğumlu Alman futbolcu, Türkiye sınırından içeri ayak basmadan önce sırasıyla Bayern Münih, Bayer Leverkusen, Fc Köln, Genoa takımlarında oynamış ve “ Kariyerli Topçu” sıfatı ile Türk Futbolu’na tanıtılmıştır. Sol kanattan bindirmeleri ve adrese teslim muz ortalarıyla tribünlerdeki on binlerce Beşiktaş taraftarını ayağa kaldırmayı başarmıştır. Beşiktaş’tan ayrıldıktan sonra Borussia Mönchengladbach takımında oynayan Münch, futbolu Yunanistan’ın Panathinaikos takımında sonlandırmıştır.

Oliver Schaefer: Hans Peter Brigel zamanında takıma katılan Alman oyuncuların son halkası olan Schaefer, futbol hayatına VfR Allmannsweier takımının altyapısında başladı. Daha sonra Freiburg takımı ile profesyonel hayata adım atan Alman oyuncu, 1991’de Kaiserslautern takımına transfer oldu. Aralıksız 8 sezon boyunca bu takımın formasını giydi. 8 yıl içerisinde 2. lige düşmelerine rağmen 1998’de Bundesliga şampiyonluğu yaşadılar. Kariyeri boyunca Almanya dışında oynadığı tek takım Beşiktaş’tı. Bir sezon boyunca 20 maçta Beşiktaş formasını terletti ve ertesi sezon Hannover 96 takımına transfer oldu.

Thomas Hengen: 1999 yılında takıma katılan Hengen, Schaefer’den sonra bir başka Alman oyuncuydu. Ancak gösterdiği performans onun uzun soluklu bir Beşiktaş macerası yaşamasına izin vermedi. B.Dortmund takımından transfer edilen defans oyuncusu Hengen, takıma geldiği anlardan itibaren sorunlar baş göstermeye başladı. Bilinene göre nişanlısının yanına Almanya’ya dönmek isteyen Hengen’in sözleşmesi sezonun 10. haftasına varılmadan fesh edildi. Beşiktaş’ tan ayrıldıktan sonra ki hikayesi “Türk Filmi” tadında olan Hengen’de performansıyla değil, yaşadığı ve yaşattıklarıyla hafızalarda yer edinen oyuncu sınıfına dahil oldu.

Stefan Kuntz: Beşiktaş’ta o dönem esen Alman oyuncu furyasının bir parçasıdır. Gelmeden önce Bundesliga’da iki kez gol krallığı yaşamış ve Bundesliga tarihinin en çok gol atan 6. futbolcusu olmayı başarmıştır. 1991 yılında o dönemki takımı Kaiserslautern ile şampiyonluk yaşamış ve o şampiyonluğun en önemli mimarlarından biri olmuştur. Aynı yıl Almanya’da yılın futbolcusu ödülünü almıştır. 1994 Dünya Kupası ve 1996 yılında Alman Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonası’nda yer almış ve Almanya’nın Avrupa Şampiyonu olmasında önemli katkılarda bulunmuştur. Belki de dönemin kadro yapısı içerisinde en çok göze çarpan oyuncusu olması nedeniyle Beşiktaş taraftarlarının gönlünde yer edinmiştir. Beşiktaş’ta oynadığı süre içerisinde 9 gole imza atmıştır.

Raimond Aumann: 12 Ekim 1963 doğumlu Alman kaleci, futbol hayatına FC Augsburg takımında başladı. Daha sonra Bayern Münih’in kadrosuna dâhil olan Raimon Aumann, takımın dördüncü kalecisi durumundan iki yılda birinci kalecisi konumuna geldi. Kalede gösterdiği başarılı performansı sayesinde 1990 İtalya Dünya Kupası’nda Alman Milli Takımı’nın kalesini korumuştur. Aumann, Beşiktaş’a Bayern Münih’te 1982- 1994 yılları arasında yaşadığı 6 şampiyonluk apoletiyle geldi. Daum döneminde kadroya dâhil olan Alman kaleci, o sene yakalanan şampiyonluğa büyük katkı sağlamıştır. Bir sonra ki sezon sakatlıkların da etkisiyle gösterdiği performanstan dolayı eleştirilere maruz kalmış ve futbolu bırakmıştır.

Erhan Altıntaş-Serencebey Gazetesi Sayı: 49

Şaka Mısınız Siz?

18 Ekim 2010 Pazartesi


El insaf arkadaş! Utanmanız yok mu sizin? Porto maçına eski açık 75, yeni açık 80 TL bilet fiyatlarından satışa çıkmış. Hiç pazarlama tekniğinden, maça seyirci çekmekten, tribün desteğinin önemini filan sormaya gerek yok. Çünkü bunların zaten zerre aklınızdan geçmediğini biliyoruz. Size sorulacak tek şey biraz haysiyet, çokça şeref ve birazda utanmanızın var olup olmamasıdır. Allah ıslah etsin!!!

Herkesi kulübün içinde çalanlar, cebe para indirenler gibi sanıyorsunuz. Bu takımın taraftarı okul harçlığından, ödemesi gereken faturadan ve daha bir çok şeyden parasını arttırarak o stada geliyor haberiniz yok yada umrunuzda değil.

Kilit oyuncular yok ise...

Herkes, Trabzonspor maçından sonra Milli Takım arası ile beraber takımın toparlanıp Manisaspor maçından istediği puanla ayrılacağını düşünüyordu. Aslında öyle de olmalıydı… Maç başlarken açıklanan kadro birçok kişiyi şaşırtmamıştır. Nitekim sakat futbolcuların fazla olmasına, eldeki oyuncuların formsuzluğu eklenince kadroda düşünebileceğiniz çok fazla alternatif kalmıyor.

Aurelio-Guti- Quaresma üçlüsünün yerine Fink-Ernst-Necip ile başlayan Beşiktaş’ın, geçen yıl oynadığı gibi daha agresif, daha çok mücadele eden, daha defansif bir yapıyla sahada olması bekleniyordu. Ancak Beşiktaş’ın bu sezon alıştığı sistemde pas koordinasyonu bütün sistemin ana öğesi. Sene başından beri ayağa daha fazla isabetli pas yaparak hem rakibi yorma, hem de oyuna hâkim olma çabası mevcut. Keza Fink-Ernst-Necip üçlüsünü bu yılki sisteme adapte ettiğinizde sisteminizin en önemli noktası olan pas trafiğinin de pek sağlıklı olmayacağını öngörmeniz gerekir. Buna karşılık, Beşiktaş golü kalesinde görene kadar kısmen de olsa bu yılki sistemini sahaya yansıtmaya çalıştı. Rakip kaleye yüklendi, gol olana kadar 4 tane şut gönderdi Manisaspor kalesine. Ancak ön tarafta pas yapamayınca bu yıl alışılmış olarak sahaya çıkan ilk onbire oranla daha defansif ve mücadeleci olacağını düşündüğümüz yapı için tehlikeler baş gösterdi.

Necip’in atağa çıkarken kaybettiği top, 40 metre boş koşu yapan ve bir defans oyuncusunun yanına yaklaşmadığı Promise’ye, Simpson tarafından asist olunca maçın bütün hikayesi de değişmeye başladı. Beşiktaş, bu dakikadan sonra oyunu ileriye daha fazla yıkmaya çalıştıkça, Manisaspor defansın arkasına daha rahat adam kaçırmaya başladı. Maç beraberliğe geldikten sonra aynı durum devam etti. Pas yaparak rakibe hâkim olan Beşiktaş, bu sefer pas yapmaya çalıştıkça Manisaspor’a yollar açtı. Yapılan pas hataları sayesinde pres yapmadan top kazanıp, uzun paslarla defans arkasına adam kaçırdılar. Sahadaki oyun aslında geçen sene Mustafa Denizli’ye kızılan noktada, Denizli’nin haklı olduğunu da gözler önüne serdi. Quaresma-Guti-Aurelio olmadan Beşiktaş pas yapabilen, olgun ataklar ile kaleye gidebilen bir takım olma olgusuna sahip oyunculardan kurulu değil ve hatta beklerinin önünde ayağı çizgiye değecek tek bir oyuncusu yok. Böyle olunca da İbrahim’in ve Hilbert’in 70 metre ileri- geri koşarak defansa ya da hücuma çok fazla katkı yaptıkları tartışılabilir. Maç, her iki takımında 10 kişi kalmasıyla tekrar dengelendi. Hatta Manisaspor’un geriye yaslanmasıyla ibre Beşiktaş’a da döndü. Belki ikinci gol erken gelseydi son anda yakalanan coşku ve istekle 1 puan çıkartılabilirdi. Hatta ikinci golün geç gelmesine rağmen Nobre ve Holosko başarılı olabilse şu an beraberlikten bahsediyor olabilirdik. Gerçi daha kazanılacak çok puan var ama kaybedilebilecek çok fazla puan kalmıyor.

Beşiktaş’ta bir başarı hedefleniyorsa, başarıyı sağlayacak olanlar eksik oyuncularla beraber Manisaspor maçında sahada olanlardır. Eksik oyuncuların olması bir yana, asıl önemli sorunun Ernst dışında takımda sorumluluk alabilen başka bir oyuncunun olmaması. Belki de Fenerbahçe’nin uzun süreden beri yaşadığı Alex sendromunun başlangıcındayız. Bu takımda kilit oyuncular olmadığında gemiyi kurtaracak birilerinin çıkması gerek. Schuster’ in takıma aşılaması gereken bir şey daha varsa, o da bu olmalıdır.

Not: “Başarılı olunacaksa, eksik oyuncular ile beraber, Manisaspor maçında sahada olanlar bu başarıyı kazanacaktır” dedik. Ancak sahadaki oyuncuyu kaybetmek hiçbir şey başlamadan her şeyi bitirebilir. İkinci haftadan itibaren oyuncu ıslıklayan bir taraftar yapısına büründük. Herkesi bu kadar kolay tüketmemek gerekir. Bugün Hakan’ı ıslıklayanlar, Plzen maçına dair hafızalarını zorlasınlar, akıllarına Quaresma’nın trivelası yerine, deplasmanda Hakan’ın yaptığı kurtarışlar gelecektir.

Erhan Altıntaş- Serencebey.com

Yeni Hedef: Zarya Kaspiya

12 Ekim 2010 Salı


EHf Kupası 3. Tur rakibimiz Rusya' dan Zarya Kaspiya oldu. İlk maç deplasman, ikinci maç Süleyman Seba Spor Salonu' nda oynanacak. Turu geçtiğimiz takdirde 16 takım arasında kendimize yer bulacağız. Deplasmanda alacağımız avantajlı bir skor, burda turu daha rahat geçebilmeyi sağlar.

Not: 3. turda birinci maçlar 20-21 Kasım, rövanş mücadeleleri ise 27-28 Kasım tarihlerinde oynanacak.

'' The Answer '' Beşiktaş


Antalya Grubu’ n da ilk günün iki galibi karşı karşıyaydı. İlk günkü skorların ardından uzatmalarla Oyak Renault maçında galip gelen T. Telekom’ un daha yorgun maça çıkacağı tahmin ediliyordu. Ancak maç başladıktan sonra görünen tabloda yorgun olan taraf Beşiktaş’ tı. İlk 3 dakika sayı üretemeyip, ilk periyotun devamında da aynı performansı sürdürünce ikinci periyota 8-25 geride girdik. Bu tablonun oluşmasında ki en büyük etken aslında en büyük silahımız olan dış şut pozisyonlarının üretilememesiydi. İlk maçta Galatasaray’ ın yumuşak pota altına karşı üstünlük kurmamıza rağmen, bu sefer daha sert bir pota altıyla karşı karşıya kaldık.

İkinci periyota ise Chatman – Cüneyt değişikliğiyle başlayınca saha içinde savunmada sertliği sağladık. Önde yapılan baskı ile T. Telekom oyun kurmakta zorlandı ve zor atışlarda sayı üretememeye başladı. Bu dakikalardan itibaren üstünlüğünü sahaya yansıtan Beşiktaş, Ogilvy ile sayılar bulmaya başlayınca periyotta toplam 28 sayı ürettik. Cevher, ilk maçta sakat oynamasının etkisini bu maç sahada gördü. Daha az şut tercihinde bulundu ve daha az isabetle oynadı. İlk yarı özellikle Cevher’in ve Chatman’ ın oyuna dahil olamaması skor ve oyuna ağırlığını koyamamasına neden oldu Beşiktaş’ ın.

İkinci yarıda skor olarak öne geçen Beşiktaş, Telekom’ un yaklaşmasına hiç izin vermedi. Belki de bu maçın kazanılmasına transferi gündemde olan ‘’ The Answer’’ lakaplı Iverson’ nın havası dahi yetti. Rakiplerin oyunlarına verdiği cevaplar ile takımlarının hep maçta ayakta kalmasını, geri dönmesini sağlayan Iverson misali muhteşem bir geri dönüş ile maçı kazandı. Maçı önde bitirerek ikide iki yapıldı ve 8’ li finaller garantilendi. Bunu ligde ki iki güçlü rakibini yenerek başarması bunu daha da güzel kılıyor. Bugün son maç Oyak Renault’ la yapılacak. Rotasyonda ana oyuncuların çok fazla tercih edilmeyeceği bir maç olacaktır. Benchde oturan oyuncuların durumlarını da görmek için çok iyi bir fırsat olacak bu maç.

Burak Hoca’ yı ayrıca kutlamak gerekir. Geçen sezon yaşananlardan sonra takımın Türk rotasyonunda ki çoğu oyuncusunu kaybetmesine rağmen yeni gelenleri hızlı bir şekilde adapte etmesi, takımda geçen seneki havayı tekrar yaratması muhteşem bir olay. Özellikle Chatman ve Cevher’in katkı yapamadığı bir günde sonradan dahil olan oyuncuların sorumluluğu alması Beşiktaş adına çok önemli. Takımda ki herkes ne yapacağını, rolünün ne olduğunun farkında. Maçın yıldızı Ogilvy’ e ayrı bir parantez açmak gerekir. Bu sene takımın en önemli ismi olacağı kesin, yüksek posttan bulduğu sayılar ile takımın hücumuna ayrı bir boyut kazandırıyor. Takım geçen seneki kadrodan ne bir eksik ne bir fazla. Takıma yapılacak birkaç müdahale takımı çok daha ileriye taşır.

Erhan Altıntaş

İhtimaller ve Iverson

11 Ekim 2010 Pazartesi


Geçen yıl Beşiktaş' ın sportif başarı ve kulüp yönetimi hakkında en fazla dibe vurduğu dönemlerden biriydi. Sezon ortasında yeni bir yönetimle tekrar seçilerek yola koyuldu Yıldırım Demirören. Hatalarını telafi etmeye ilk önce yapılacak transferler ile başlaması gerektiğini biliyordu. Serdar Adalı' nın başarısı ile beraber belki de Beşiktaş tarihinin en kariyerli oyuncuları giydi formayı. Her şey süt liman oldu, başkan İnönü' ye geri döndü. Taraftar mutlu, takım iyi gidiyordu. Ancak gördüğümüzden çıkartmamız gereken bir kaç şey daha varmış.

Başkan, oluşan bu ortamı daha da sağlama alma derdinde. Bunu da yıllardan beri Beşiktaş' ta futboldan sonra, yönetilememe adına en çok tepki gören branşa Quaresma ve Guti çapında bir transfer yaparak yaratmayı düşünüyor. Hedef belli, Burak Hoca' nın da teleffuz ettiği gibi Allen Iverson ile ilgileniyoruz. Resmi teklif yapıldı, çalışmalar sürüyor. Teklif edilen paranın da 2 Milyon $ civarında olduğundan bahsediliyor. Her şey çok güzel, Iverson' ki NBA şampiyonluğu görmese bile, tarihinde çok önemli işlere imza atmış birisi. Tarzıyla, oyunuyla, hırsı ve sürekli kazanma isteği ile herkesi kendine hayran bırakan, belki de İnönü'yü her maç dolduran gençlerin %99' unun çocukken hayran olduğu yıldız. Geldiği takdirde bırakın Türkiye' yi, Avrupa' ya gelmiş en kariyerli oyunculardan biri olacak olan Iverson için sona yaklaşıldığı iki gündür ciddi şekilde telaffuz edilmekte. Ancak Burak Hoca' nın bir radyo programında '' ben alın demedim ama böyle bir girişim söz konusu'' demesi transferin bahsettiğim nitelikte, hocanın takım için aslında hiç düşünmediği tamamen yönetim kaynaklı bir transfer.

Gelirse olacaklar belli, Iverson'un gelmesiyle medya, taraftar, camia Yıldırım Demirören' e alkış tutacak. Akatlar dolacak, reklam geliri artacak. Ancak her zaman ki gibi o reklam gelirleri, futbola aktarılacak. Ancak zihniyet değişmediği sürece Iverson' un gelmesi hiçbir problemi çözmez. Iverson diğer oyuncular gibi parasını geç aldığında bırakın onlarca ayı, tek bir gün burada durmayacaktır. Sadece Iverson' a öder diğer oyuncuları unutursanız, Beşiktaş' ın sahip olduğu takım olma olgusunu yıkarsınız.

Iverson bu ülkeye adım atsa bile basketbol branşını yönetecek bilgiye sahip insanlar o yönetimde bulunmamaktadır. Transfer yapabilmek, oyuncu ve menajer ikna edebilmek çok başka bir yetenek, takım oluşturup, organizasyon idare edebilmek ve basketbolun doğrularına göre hareket edebilmek çok başka bir iştir.

Eğer Beşiktaş Kulübü' nün basketbol branşı bu işe hakim olan kişiler ile yönetilebilseydi, bugün branşın kendi geliri olan 5 Milyon $' a ellenmeden branşa aktarılır ve Iverson için ayrılan 2 Milyon $' lık ek bütçe ile toplam 7 Milyon $' lık Euroleague kalitesinde, ligi uzun yıllar domine edecek takım oluşturulurdu. Ancak Türkiye' de tek bir transferle her şeyin hakimi olabilme seviyesi mümkünse, geçen yıl olanların hepsi Quaresma ve Guti ile unutulabiliyorsa bu kulübü yöneten kişilerden bu tarz hamleleri görmek mümkün, bahsettiklerimizi yapmaları hayal oluyor.

Erhan Altıntaş- Serencebey.com

Öyle basına, böyle ........

7 Ekim 2010 Perşembe

Takım iyi yoldaydı, Beşiktaş ligin en iyi top oynayan takımlarındandı. Size ne geçen sene ki gibi malzeme vardı, ne de atıp tutabileceğiniz bir olay. Bizlerde belki alışık değildik ama sizin için bunlar huzurunuzu bozan şeylerdi. Nereye yağlanıp girecektiniz, bize atıp tutmadan. Beşiktaş, Trabzon' a yenilince avuçlarınızı avuşturmaya başladınız, yüklenmeye çalıştınız. Amip' ten oluşan beyinlerinizle, Schuster' i diğerleri gibi zannettiniz. Siz kaşındınız, bilirsiniz ki kaşınırsanız...
Kaşırız!!!


3 Ekim'i unutma vefasızlık yapma!

3 Ekim 2010 Pazar

1 yıl önce bugün Beşiktaş tribünleri son nefesini vermiştir. Ancak, o gün o tribünde yaşanılanlar her ne kadar üstü örtülemeye çalışılsa da unutulmayacaktır. Asi ruhumuz eskisinden daha sağlam bir şekilde geriye dönecektir. İşte tam da o güne kadar;

Unutma unutturma 3 ekim 2009 Beşiktaş- Denizlispor.




http://bmtb1903.blogspot.com/2009/11/temizlesene.html

http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/siyah-beyaz-arasnda-krmz-kedi.html

http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/ilk-defa-bu-mac-ust-kat-ve-alt-kat.html

http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/saglam-durun-basak-anlats.html

çek bir tabure dalikanlı

24 Eylül 2010 Cuma

"çek bir tabure delikanlı..." diye başladı söze...
yorgundu ihtiyar, soluklarında kırıklar vardı, saçları beyaza çalmıştı, sırtında sade kahve renginde mont, içinde kolsuz siyah deri yelek, ağzında ya hiç yanmamış ya da hiç sönmemiş sarma, gözleri uzak ve kulaklarında uçsuz bucaksız delikler... sırtı gergin, karnı içerde, ama efelik var serde, işte bu yüzden sağ omuz hafif yukarda asılı...
mevsim yeni değişiyordu, ve herkes gibi genç adam da hazırlıksızdı buna. hafif çiselemişti yağmur, yerlerde ağır ve yüzeysel su birikintileri. deniz şımarık, gemiler geçtikçe bir dalgayla selam verirler kıyıya. güneş kendini özletecek ve bir müddet geceleri yolumuzu kutup yıldızıyla değil rüzgarla bulacaktık.
bu kıyıya çok dalga vurmuştu. kuşlar eksik olmazlardı, aman olmasınlardı. kimi zaman neşeli sevenler, kimi zaman hüzünle sevişenler; bazen yalnız sigaralılar, bazen ellerinde tespihlerle namazdan kaçanlar; şimdi bir küçük çocuk varsa okulundan kaygılı, birazdan bir emekli çift ayak basardı iskele yanındaki bu küçük parka.
bunları anlatarak başladı ihtiyar sözlerine. tabure bulundu, gencin kıçı hasıra değdi. devam etti ihtiyar anlatmaya:
kuşlara ekmek atmak vefasızlıkmış, çünkü avcıyı tembelleştirirmişsin böylece. veya balığı zamanında tutmak gerekirmiş, yoksa yeni sürümünü göremezmişsin. bir çocuğa her gece masal anlatılmazmış, bir gece boyunca her masal anlatılmazmış; fazla muhabbetin tez ayrılık getirdiği gibi, çocukları düşlerinden edermiş fazla dozda masal. yokuşu yürürken yavaşlamamalıymış insan, hızlanmamalıymış; yokuş dediğin suyun aktığının tersi, bir sabitlik halini bari yürüyüşte muhafaza etmeliymiş; yorarmış yoksa, soluksuz bırakırmış, terini alırmış. yiyip içmişliğin olmayan adama ciddiyetle, mazin olan adama gülerek selam vermeliymişsin. mesela deniz dalgalıyken değil, durgunken tehlikeliymiş, çünkü herkesin sandığının aksine deniz yüzmelik değil yemelikmiş. denizmiş mesela bu şehrin marifetlerine tanık olan, ve her yokuşu kendine çekermiş elbet, öyle vahşi bir cazibe işte... iskele dediğin sancağıyla varmış, başını kıçını buldu mu yürür gidermiş iskele bir dalga sırtı bulup, yüzen bir boruymuş her başı kıçı, iskelesi sancağı belli iskele; ve her iskele illa ki karaya bağlı olmamalıymış. mesela bu park henüz sancağını koparmamış bir iskelenin yanındaymış. ihtiyar görmüş, ihtiyar geçirmiş; ama ne gördü ne bildiyse, bir sevda masalından güzelini ve bir vefadan kıymetlisini görmemiş hiç. ömrü yollarda geçmiş ihtiyarın. kuş bulmuş kanatlanmış, iskele bulmuş koparmış, taban bulmuş tepmiş... öyle gitmiş ihtiyar, bir türlü varamamış...
lüks gemiler gelmeden önce saygılıymış insanlar. gemilerin suçu değilmiş ama bu, sadece yanlış zamanda bulmuşlar gemiler bu kıyıyı... ah o eski zamanlarda bulsalarmış, şöyle insanların cefakar, vefa sahibi ve sevebilen insanlar olduğu zamanlarda burda olsalarmış, değermiş bu yüzüşlere, bu dalgayla yaşanan harplere...
zamanla değişmiş insanlar, bir deccal doğunca kopmamış kıyamet, yavaş yavaş çökmüş ruhlara... sevinmeyi bilmiş insanlar, ve üzülmekten kaçmışlar. ama acılarmış adam eden adamı... şimdilerde yolda bir çocuk düştüğünde elinden tutan olmuyormuş, haliyle çocuk ayağa dikildiğinde daha bir tedirgin yürüyormuş; yani düşe kalka yürümeyi öğrenmek kalmamış artık sokaklardaki sümüklü bebelerde; ve düşene bir tane bile dost bulunamamış senelerce...

sitemkarmış ihtiyar... insanlara sitemi varmış, gemilere, iskelelere, kuşlara, balıklara, zamana sitemleri varmış... dilinde tatlı küfürler ama çok sert sitemler varmış... hep yürümüş ihtiyar, çok zaman yürümüş... durmuş şimdi, bu taburede, bu iskelede, bu dalgalara karşı, bu kuşların kanatlarının gölgesinde, bu mevsimde, bu yelekle durmuş ihtiyar... ve kulağında yedi mevsimin dört bucağın deliği... bekliyormuş ihtiyar, bir ses bekliyormuş, artık üzülmekten korkmayan ve terbiyesi olan insanlar bekliyormuş...
cumartesi günü saat 7 gibi orada olacakmış ihtiyar, kafasında beresiyle...

alagaş olmuş akatlar

23 Eylül 2010 Perşembe


resmi sitede erkek voleybol takımının hazırlık maçı haberde akatlarda oynanan maç yazıyor. altına fotoğraflar eklemişler bakınca bilen anlıyor haldun alagaş. onu geçtim akatlarda sari laci koltuklar ne arasın. yazanın haberi servis edenin editörün vs nin gözü kör mü? hadi bilgi hatalı geldi ya da yanlış anladın e bari insan fotoğraflardan bu işte bir iş var der. ama o salonları giden bilir tabi ki... :)


Beşiktaş - Cska Sofya

18 Eylül 2010 Cumartesi

Skorbordda 11 geçerken bu takımın nasıl basacağını önde top tutacağını tartışıyorduk daha maç başlamadan, başladı yanılmadık. İlk 20 dk ayağa pas yapan takımda zeminin ağırlaşmasıyla kısa pasların bile ulaşmayan, top yapamayan, baskı kuramayan bir takım haline geldi. Ama takım öyle bir takım haline geldi ki bu maçı kazanırız ama ne zaman atarız görüntüsünde. Schuster dayı rotasyon yapa yapa bir gün herkesi 11 diye sürecek sahaya. Sahanın en çok sırıtanı da sağ kanat oldu. Rıdvan için artık yolunu gözler olduk Hilbet her öne çıktığında Ekrem'in arkasına adam kaçırması tribünlerin Hilbert'in yaptığı her hata da homurdanmasına neden oldu. Hilbert takımdan 10 dk önce ısınmaya başlaması gerek görünen o Dk 60'dan sonra açılan bir sağ kanadımız var. Sezon sonuna kadar ''sağ'' kalacak gibi. Dk 59 oyuna giren Ricardo Quaresma.. Alışık değiliz biz bu sahnelere Porto'larda Dk 85de 2-0ken oyun biz Higuain'in oyuna girmesine alışmıştık.
4-3-3 görünen takım bir yerlerde eksikdi. Bu takım Necip'i arar oldu. Evet bu takım dün sahada Necip'i aradı. Necip 11 başlasaydı ilk yarıda iş bitmiş olurdu. Holosko veya Tabata'nın yerine, hangisinin yerine olması önemli değil sahanın zayıf halkalarıydı bu ikili özellikle Tabata'nın ezdiği topları Schuster dayı görmüştür heralde Kadıköy'e böyle başlamaz diye ümit ediyoruz.
Quaresma'nın oyuna girmesi takıma ve tribüne bir hareket getirdi. Artık bir fenomen haline gelen İbrahim Üzülmez'le bindirilen ataklar, pozisyona bile girmesi hata olan Tabata'yı Hilbert'i pozisyona soktu.
Hilbert'in sağ cizgiye Holosko'nun da sol çizgiye yapışması Guti'nin ortada tek kalması, önde olması gerekirken arkadan top almasına neden oldu. Quaresma girdikten sonra Guti de önde oynayama baskı kurmaya, pas yapmaya başladı.
Bu takım tek forvet oynayacaksa santraforu Bobo olmalı Nobre'nin ilerde tek kalması top tutmasına engel sırtı dönükken verdiği mücadele de yardıma gelen olmamayınca boşa çıkıyor. Dikine gidebilen bir Bobo arkasında Guti gibi ne zaman nereye atacağını bilen adam olduktan sonra Nobre'den daha fazla katkı sağlar.
Hakan oyunun içinde olmayan tek adamdı. Yaptığı bir kaç hata da buna bağlı yine çıkardığı pozisyonlar da vardı.
Ernst ne kadar arkada tek de kalsa bir çift ciğer de dilesek sorun etmiyor hiç bir şeyi her maçın en iyisi her maçın en dirisi en çok mücadele edeni Ernst elinden gelenin fazlasını son dakikada yaparak haftasonu öncesi demoralize olmayı engelledi, grupta başka hesaplar yapmamayı sağladı, ki şu statü de grup lideri olmanın değerini grup sonrası gelen rakiple anlayacağız gibi.

Önde basan bir takım ilk en ciddi sınavını haftasonu Kadıköy'de verecek, şu zamana kadar verilen pozisyonlar Kadıköy'de verilrse eyvah eyvah ki Ferrari'nin sakatlığı sahaya Üzülmez Zapo Toraman Ekrem 4'lüsünün çıkacağını belli eder gibi oldu. Maçın kaderini etkileyecek 2 oyuncu olacak gibi biri Quaresma'nın karşısındaki G.Gönül, diğeri Stoch'un karşısındaki Ekrem. Ne kadar Ekrem Gökhan'dan zayıf görünse de Quaresma'nın da Stoch'tan daha fazla katkısı olacağı kesin. Sabahki bilet çilesinden sonra pazar günü gidiyoruz Kadıköy'e 5 sezon sonra yüzümüzün gülmesi dileğiyle.

yıllardır aynı

16 Eylül 2010 Perşembe




bu poz yıllardır aynı... yıllardır bambaşka şehirlerin bambaşka salonlarının bambaşka parkelerinin üzerinde, bambaşka tebessümlerle ve mutluluklarla şekilleniyor olsa da, bu poz yıllardır aynı!
bu takım yıllardır şampiyon, bu takım yıllardır "gerçek beşiktaş", bu takım yıllardır bizden bir parça, bu takım yıllardır ilklerin altındaki imza, bu takım yıllardır beşiktaşa en çok yakışan...
bu taraftar yıllardır bu pozun içinde, yıllardır bu takımın yanında, yıllardır bu sevinçlerle büyüyor...
mesele teşekkür meselesi değil sadece. mesele bu hocanın, bu oyuncuların, bu kadronun; bu yıllar boyunca süregelmiş başarısı. mesele gerçek beşiktaş olabilmeleri.
bu poz yıllardır aynı, ve yıllar yıllar geçecek, arka plan değişecek, içindekiler değişecek; mamafih, bu poz ve bu pozdaki, gururla aydınlanan arma değişmeyecek!
elimize pankartı alınca, ne zaman "arma aşkına" en çok nereyle örtüşür diye düşünsek, aklımıza hemen iki takım geliyor: parkenin kartalı ve çelik pençe. arma orada arkadaş, aşkı orada vesselam... numaralı tribünün numaralarına emanet etmekten daha manalı parkenin kartalının ardı sıra taşımak pankartı?

bu poz yıllardır aynı! ve bu pozun içindekiler yıllardır "gerçek beşiktaş"
ilk değil bu poz, hep... hep bu poz...

önemli not: hentbol formaları artık kartal yuvalarında da satılsın! bununla ilgili çok ciddi kampanyalara girişebiliriz. yıllardır istiyoruz "gerçek beşiktaş'ın" aşkla yücelen armasını taşıyan bu formayı, yıllardır istiyoruz beşiktaş formasını, ama üretimi hep sınırlı sayıda tutuluyor. çok yanlış, çok ayıp; hiç etik değil...