bayram... "Kartallar Yüksekten Uçar!"

28 Kasım 2009 Cumartesi


Adanalı Abdullah Aydın Emer, koyu Beşiktaş taraftarıydı. Vatani görevine davul zurnayla uğurlanmış, eline kınalar yakılmıştı. 15 ay önce Erzincan'da bölücü teröristlerinin yola döşediği mayının patlaması sonucu Jandarma Er Abdullah Aydın Emer 20 yaşında şehit olmuş, gözyaşları arasında Adana Asri Mezarlık'ta toprağa verilmişti.

Şehit erin fanatik taraftarı olduğu, maçlarına gittiği Beşiktaş dün gece Şampiyonlar Ligi Grup Maçları'nda Manchester Unıted'i sahasında 1-0 yenmeyi başardı. Abdullah Aydın Emer'in annesi Tülay Emer hem bayramı hem Beşiktaş'ın galibiyetini haber vermek için oğlunun mezarına koştu. Kendisi de Beşiktaş forması giyen acılı anne, Delgado'nun formasını ve oğlunun çok sevdiği muhabbet kuşu 'Fikri'yi de oğlunun mezarına koydu. Oğlunun fanatik Beşiktaşlı olduğunu söyleyen Tülay Emer, "Manchester maçını oğlumla birlikte izlemek isterdim. Ama vatanı korumak için gitti bir daha dönmedi. Ancak ben biliyorum; o dünkü maçı bizimle birlikte izlemiştir. O bizi bir yerlerden görüyor" diye konuştu.

KARTALLAR YÜKSEK UÇAR
Teröre kurban verdiği oğlu için gözyaşı döken şehit annesi, temizlediği mezar taşına evladının çok sevdiği Delgado formasını serdi. Aynı zamanda oğlu için özel olarak yaptırdığı siyah-beyaz gülleri koydu. Anne gülün üzerine "Abdullah Aydın Emer burada, hainler siz neredesiniz" ve "Kartallar yüksekten uçar" yazdı.
Şehit annesi oğlunun mezar taşındaki fotoğrafını öperek, "Oğlum, Beşiktaş dün Manchester United'ın, Old Trafford'da, 1-0 yendi. Büyük bir zafer kazandı. Ama sen yoksun" diye gözyaşlarını tutamadı.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=26957
http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=24&ArticleID=1166882&Date=27.11.2009&b=Besiktasin%20zaferini%20ogluna%20mujdeledi
http://www.lpghaber.com/Sehit-Oglunun-Mezarini-Muhabbet-Kusuyla-Ziyaret-Etti--haberi-281838.html

Yanlış Kıssa'dan Yanlış Hisse

26 Kasım 2009 Perşembe

dün sevinç var içimde, umut var; diyorum ki cska gelsin artık bir an önce, kapatalım şu hesabı. sabah kalkınca gazetelere bakıyorum ilginç ilginç haberler. bana mı ilginç geliyor yoksa herkese mi onu da anlayamıyorum.
denmiş ki tarih tekerrür'den ibaretmiş, evet doğru; denmiş ki daha önce de olmuş bak bu, evet doğru; denmiş ki fenerbahçe yapmış bunun aynısını, nasıl ya la?
benim tarihimden hatırladığım fenerbahçenin bilmemkaç senesinde yaptığı birşey değil, hatırlamam etmem; benim hatırladığım beşiktaşımın yaptıkları, aha da bir önceki girdide zaten belirtmişiz, demişiz yine olur mu la, yine yapabilir miyiz, şu tarihimize bir tekerrür daha ekleyebilir miyiz?
fenerbahçenin tarihini hatırlamayıp beşiktaşın tarihinden tekerrürler gören bir ben miyim bunu da anlayamadım?
beşiktaş'tan başka takımların tarihleriyle ilgilenmeyen bir ben miyim bunu da anlayamadım?
mevzudan fenerbahçenin tarihine atıfta bulunanları garipseyen bir ben miyim bunu da anlayamadım?
hal böyleyken de aklım kendime zor yetiyor zaten... anlayamıyorum...

Tekrarı olsun! Umudun Adı BEŞİKTAŞ!

24 Kasım 2009 Salı



16 Eylül 2000 BEŞİKTAŞ – fenerbahçe: 3-0
19 Eylül 2000 BEŞİKTAŞ - barcelona: 3-0




28 Eylül 2003 BEŞİKTAŞ 5-0 trabzonspor
01 Ekim 2003 chelsea 0-2 BEŞİKTAŞ




21 Kasım 2009 BEŞİKTAŞ 3-0 Fenerbahçe
25 Kasım 2009 manchester united - BEŞİKTAŞ ?

ben ilk defa Beşiktaşımı tv başında da olsa bu stadda göreceğim, bir daha ne zaman olur bilmem. ama yarın unutulmaz bir destan olsun, neden tekrar olmasın.
UMUDUN ADI BEŞİKTAŞ!

akatlar: bilet, kombine


Tekrardan bilet mevzusuna geldik, Beşiktaş Halkın Takımı diyoruz. Bu son açıklanan bilet fiyatları doğru yol bulundu dedirtti. Perşembe günü oynanacak Avrupa Kupası maçında 15TL yerine 5TL olmuş, ligde ise peş peşe olan maçlarımız için 10TL. e artık fena değil demek lazım.. Beşiktaş taraftarı olarak yine salonu dolduramazsak artık kendimize isyan edelim!
ve tekrar unutmadan sezon boyunca bilet vs derdine kendini vermemek için kombine satışları devam ediyor, 100 TL üzerinden 3 taksitle.

lig maçlarında standart bu olacaksa öğrenci bileti çıksın öğrenci kimliğini göstermeyen o biletle giremesin. ne güzel vardı eskiden...

eskiden... ne güzeldi eski... fetgeri seba... neyse gitmeyelim ötelere...

yetmez demirören?

sayın başkanımızın dün akşam bir televizyon programındaki açıklaması şu şekilde:

"orda dönen belli bir grup, zaten orda dönen belli grubun stadın çoğu tarafından ıslıklandığını biliyorum. ayrıca herkesin atladığı birşey var, ilk başta başlayan grup, bana gelen bilgilerle, 'yetmez demirören' diye bağırdı. o da yanlıştır, beşiktaş taraftarının tek bir görevi vardır, takımını desteklemek. kongre kongrede biter."

başlayan tezahurat ıslıklanmıştır, evet; bunu yapanlar da "bozmayalım şu güzel ortamı" mantığıyla hareket etmişlerdir. ortamın güzelliği tartışılır. ayrıca unutulmaması gereken, stadın çoğunluğunun beşiktaşlı değil fenerbahçeden nefret edenlerle dolu olmasıdır. bu tip kişiler için beşiktaşın geleceği veya mali-idari-sportif durumu önemsizdir, önemli olan beşiktaşın fenerbahçeyi nasıl ne şekilde yendiğidir.
herkesin atladığı şeyi bizler de atlamışız, tezahuratın "yetmez demirören" şeklinde başladığını ilk defa duyuyoruz. burada sayın başkanın yanlış bilgilendirildiğini düşünüyoruz. veya kendisine bilgi veren kişilerin yakından gelen sesleri, yani numaralı tribündeki hediye biletli kişileri duyduğunu düşünüyoruz.
yeter veya yetmez demenin yanlış bir tarafı yoktur. hele hele, yeter veya artık istifa edin şeklindeki düşünceleri dile getirmenin karşılığı bu kişileri dövdürmek, kadın çocuk ayrımı yapmaksızın, cürum işleme maksadıyla oluşturulan ve azmettirilen çete tarafından, linç ettirmek değildir. beşiktaş taraftarının görevi takımı desteklemek midir yoksa kulübünü desteklemek midir?
eğer büyük camia olduğumuz düşünülüyorsa, bu camia 'elit kitle' benzeri, belirli bir zümre tarafından kör bir şekilde şiparişlerle yönetilmemelidir. kongrenin idari yapısında tam ve bağımsız demokrasi sağlanmadan da taraftarın kongreye olan güveni beklenmemelidir. tribüne salınan çetenin divan kurulu veya genel kurul üyelerini tehdit etmediğini veya etmeyeceğini bilemiyoruz.
işleyişle ilgili aksaklıkları görüyorsak susmamız ve kongreye boyun eğmemiz mi gerekmekte? yönetimdeki yanlışlıkların tespitinde hatalarımız varsa buna olan itiraz, taraftarın görevinin sınırlarını belirlemek midir yoksa taraftarı aydınlatmak mıdır? halen divan kurulundan onaylanan mali tablodaki borçlar açıklanamamışken neyin sınırlarını ne hakla çizmektesiniz?
taraftarın bir görevi yoktur, niyeti vardır, ve niyeti doğrultusundan ortaya koyduğu eylemler olabilir. toplumsal reaksiyonlara tepkiler küçümseyici ve cam kafes içerisinden olduğu müddetçe, bağımsız ve hür bir idareye inanamayız.
bizler, fikri hür, vicdanı hür nesiller olarak; sevip gönül verdiğimiz beşiktaşın bütün branşlarındaki takımlarını desteklediğimiz gibi, idari veya etik yapılanmalardaki aksaklıkları ve bozuklukları da gördüğümüzce, bildiğimizce, anladığımızca izah edip bu yanlışlıklara itiraz hakkımız olduğunu düşünüyoruz.
sayın başkanımızın, kamuoyu vicdanını ve fikrini hiçe sayarak büyük bir hata yaptığını düşünüyoruz. beşiktaşın bir bütün olarak desteklenmesini ve "adam, sen de" tarzı vurdumduymazlıklara düşülmemesi gerektiğini inanıyoruz.
önümüzdeki kongrede yapılacak olan seçimde desteklediğimiz herhangi bir aday mevcut değildir. sayın başkanımızın karşısına şu zamana kadar bizlere ümit veren bir rakip çıkabildiğini de düşünmüyoruz.
"yeter" derken kastettiğimiz sen değil başkası gelsin şeklindeki bir zihniyet değildir. "yeter" derken kastettiğimiz, beşiktaşın değerlerine sahip çıkılması, yapılan hatalardan sonra şerefli bir hareket sergileyerek bırakmaktır.
gelenin, gideni aratabileceğinin, veya gitmesi beklenenin hiç gidemeyebileceğinin farkında olsak da, fakirhanemizde umut ekmeğinin kırıntılarıyla doyuyoruz. belki diyerek selamlıyoruz yeni'yi ve yeni'ye dair olabileni.
talihsiz açıklamalar ve sorumsuzluk örnekleriyle sürekli eleştirdiğimiz yönetim kurulu üyelerinin doğru icraatları olduğunda buradan tebrik etmedik mi? doğruyu da yanlışı da ayırt edebilecek kültür ve bilgi seviyesindeyiz. deneyim konusunda eksiklerimiz olsa bile, bizden daha deneyimli ve bilgili olan kişilere saygı duyabilecek de erdemdeyiz. bütün bunların ışığında, kongreyi etkilemeye çalıştığımız, kişisel veya grupsal bir kin nefret ve haset beslediğimiz, veya birilerini desteklediğimiz düşünülmesin.
kişilerin veya maddi değişimlerin gelip geçeceğinin, ancak ne yazık ki kazanılan itibar, kurulan etik ve ahlaki değerler, inşaa edilen kültürel değerlerin yenisinin gelemeyeceğini ve zarar gördükleri takdirde onarımlarının güç olduğunu biliyoruz. bu nedenle kişileri değil, yönetim kurullarını veya üyelerini değil, beşiktaşı düşünüyoruz.
neydi? derdimiz tasamız beşiktaştı, ancak, herkesten farklı olarak, sadece beşiktaş, her yönüyle beşiktaş...

Bu Tribünde Bağırmak YASAK!

22 Kasım 2009 Pazar


yasaklarla köşeye sıkıştırılmış vaziyetteyiz.
önce cürum işlemek maksadıyla çete oluşturuluyor. taraftarı, korku ve dehşet ortamında, can güvenliğini elinden alarak bırakan kişiler, bu çeteyle aynı replikleri sergileyerek ve çeteye emirler vererek tribünün ve taraftarın sesini kesmek istiyor.
emniyete sipariş verilerek, eski metodlarda görülmeyen bir şekilde, ne hukuksal yargı süreci izlenerek ne tebligat vererek ne de ortaya delil sunularak, sipariş bir listeyle insanlar yasaklanıyor. itiraz hakları ellerinden alınan bu insanları bir de ibretlik yapmak için, yani bu icraatı herkese belirtmek için bütün taraftara işkence çektiriliyor. korku duygusunu insanlara aşılayarak fikirlerini, icraatlarını ve varlıklarını muhafaza edenlerin tanımını incelerseniz, yaptıklarının yasal bir suç olduğunu ve bunun ne hak'ka ne hukuk'a sığdığını görürsünüz. cürum işlemek maksadıyla çete oluşturanlar dünyamızı yönetiyor.
grup pankartları yasaklanıyor. çok önceleri yapılması gereken bu uygulamanın zamanı yanlış. grup pankartları amiyane tabirle tribünü otobüs duraklarıyla doldurmaktır. herhangi bir kontrol mekanızması olmadan, bilinçsizce türeyen grup ve şehir pankartları, beşiktaş tribünlerinin sahip olduğu pankart kültürünü ufaltmaktaydı. bu icraatın emrini veren (aldığımız duyumlara göre) sayın yönetici bülent deriş'i cesaretinden ötürü kutlarız. ancak zamanlama son derece yanlıştır. bu zamanda ve sıralamada, yani esnada, konulan bu yasak, niyetin temizliğine gölge düşürmekte. soruyoruz şimdi: bahsi geçen grup pankartlarıyla ilgili yasağın amacı nedir? amaç taraftarı cezalandırmak mı yoksa beşiktaşla ilgili pankartları canlandırmak mı? şayet, amaç beşiktaşla ilgili pankartları canlandırmaksa, pankartlarla beşiktaşa hitap edilmesinin daha yakışıklı olduğu düşüncesiyle şehirlerin ve az sayıda insanı barındıran grupların reklamlarını yapmalarının önüne geçmekse bu doğrudur, güzeldir, takdire şayandır. ancak maksat taraftarı cezalandırmaksa bu yanlıştır, çirkindir. bu soruların ve teorilerin cevaplarını ocak ayından sonra alabileceğiz. şayet seçimlerden hemen sonra veya önce bu yasak kalkarsa, niyetin taraftarı cezalandırmak olduğunu anlayabiliriz.
ve son yasak, bugün oynanan beşiktaş galatasaray bayan basketbol mücadelesinde uygulamaya sokuldu. bugün maça gidenlerin pota arkası tribünde bağıramayacakları, o tribünde 5 kişiden fazla sayıda, bir arada bulunamayacaklarını güvenlik görevlileri söylediler. söylenen söz ise şöyle: "bu tribünde bağırmak YASAK!"
iyi de kardeşim, tribünde bağırmak neden yasak? bunun amacı nedir, niye böyledir?
dün inönü'de, futbolda yasaklarla boğuştuk; bugün akatlarda, basketbolda yasaklarla karşılaştık. şimdi son barikatımız seba! yine hentbol, yine engelli basket... kır saçlı amcamız, abimiz, sayın müdürümüz; umarız ki derdimizin tasamızın beşiktaş olduğunu, herşeyden önce beşiktaş ve sadece beşiktaş olduğunu anlar, hiç değilse bizi dinler, anlamaya çalışır. yoksa, yine yasaklanırsak, yine engellerle, yine yasaklarla boğuşup mağlup olur mağdur olursak, yine mücadele edilen biz olursak, yine kimliklerimiz eşgallerimiz biletlerimiz pankartlarımız ve tezahuratlarımız yasaklanırsa; üzülürüz ki, son barikat da düşer...

size laflar hazırladım

yanımdaki arkadaş, herkes hınçla ve şevkle fenerbahçeye küfrederken ellerini havaya kaldırıp "yeter demirören" diye bağırıyor. aynı arkadaş geçen sezon denizlispor maçında aynı hareketinden ötürü kavga başlatmıştı. yok efendim şampiyon olacakmışız, yok efendim bağırması için sebeb neymiş, yok efendim ama "napıyorsunuz" diyen kişi abimizmiş bizim... biz saygı duyduğumuz kişilere abi abla dedik ama onları kulu kölesi de olmadık hiçbir zaman. ayrıca kongre faresi bir derneğin öylesine vasıfsız bir üyesi nerden abimiz oluyormuş onu da anlamadık da.. neyse, konu bu değil. açmış ellerini "yeter" diyor. yapma diyorum, kimse umursamaz, onunla da kalmaz, kavga gürültü başlar. zaten yanlardan hemen tepkiler geliyor, 3-0 mış falanmış filanmış analarıymış...!
iyi gün dostları, kötü gün düşmanları; bizi karagün bekleyen kişiler olarak gösterip beşiktaşı kemirenler; beşiktaşın en büyük lekesi, en hatalı zihniyeti sizlersiniz!
rencide edildiniz, aşağılandınız, haksız yere hüküm giydiniz, ama 3-0 olunca hayat toz pembe oldu size öyle mi?... pembeyi seven siyahtan beyazdan uzak kalsın! kılmayın cenazemizi, tutmayın salacamızdan, lazım değilsiniz! sizlerle aynı tribünde yanyana olmaktan, yeri geldiğinde sizle omuz omuza olmaktan utanıyoruz... bu taraftar sizinle rezil oluyor!
iyi gün dostları, düşün yakamızdan...
biz, bizler gibi, kötü gün dostlarına "dost" deriz; biz beşiktaşı herşeyden önce tutanlara, fenerbahçe için değil beşiktaş için mücadele edenlere, çoğunluğun içinde koyun olmayıp çoğunluk oluşturabilenlerle dostuz kardeşiz ahbabız, sırttaşız.

bir bakıyorsun beli ağrıyor sayın başkanımızın, bir bakıyorsun çocuğu hasta, bir bakıyorsun çocuğunun beli ağrıyor, bir bakıyorsun bakmıyor, bir bakmıyorsunuz bakıyor oluyor... biz de şaşırdık bu işlere... bir mazereti olabilir, bu herhangi birşey de olabilir ancak en azından bu tutarlı olsa keşke? hal böyle olunca, her yere farklı açıklamalar yapınca, işin ciddiyeti de kayboluyor.
sayın başkanımız; tutarlı olun lütfen... ayrıca galibiyeti kutlamak herkesin en doğal hakkı olsa da, galibiyetin yaşandığı gece orada olmayanlar, barlarda pavyonlarda ve diskolarda boy gösterince, bu durum da bir hayli ilginçleşiyor...

sayın yöneticimiz şeref yalçın konuşmuş da konuşmuş. sağolsun tatlı dilini güzel muhabbetini özletmemiş. ne demiş peki muhterem?
"Taraftarlarımız bu ucuz işleri bıraksınlar. Olmaması gerekiyor. Başkanımız herşeyini veriyor. O yüzden sahip çıkalım. Çocuğu hasta olduğu için gelemedi. Ama başkanın ruhu buradaydı. Onun sayesinde oldu. Taraftarlarımız akıllarını başlarına alsınlar. Bu takım geçen sezon 2 kupayı aldı. Bunu unutmasınlar."
"3 oldu ama daha fazla gol de olabilirdi. Hafta başından itibaren başkanımız tüm takımla ilgilendi. İnancımızı hiçbir şekilde kaybetmedik. Bu takım yine şampiyon olacak. Ayrıca hedefimiz, UEFA Avrupa Ligi`ne katılmak. O da olacak. Bizler birlik ve beraberlik içindeyiz"

biz de cevap verelim, kendi çapımızda, mahsuru yoksa:
- işi ucuzlatıyorsunuz, çünkü ucuzun ne olduğunu bilmiyorsunuz. kendi icraatlarınıza o kadar batmışsınız ki, yaptığınız ucuz ve yakışıksız şeyler içerisinde boğulmuşsunuz. bir hava alın, bir rahatlayın hazır fırsatınız varken.
- biz başkanımızdan herşeyi vermesini istemiyoruz. hatta mümkünse hiçbir şey vermesin artık. verdikleri yüzünden "yeter" diyoruz. kulübe para veriyor, kulüp kendisi ve yönetimi sayesinde borç batağında (iflasa yakın). etik değerleri değiştirmek için yeminler vermiş sanırız, vermesin! şimdiye kadar yerine getirmeye çalıştığı etik kuralları benimseseydik fenerbahçeli olurduk. mesela başkanımız ruhunu da vermesin. verilmiş ruhlara saygı gösterse yeter. "long live queen"
- iyi olan herşey başkanımız sayesinde, kötü olan herşey teknik direktörümüz veya futbolcularımız veya taraftarlarımız yüzünden. bu nasıl bir narsizm bu nasıl bir çelişki? tribünden istifa sesleri yükselince, yönetimin adamları radyoyu değiştiriyorlar hemen: "denizli istifa", "formayı çıkarın çıplak oynayın"
- "2 kupayı unutma, vefasızlık yapma" demişsiniz de, yeni birşey söyleseniz keşke? tamam, bir brandaya o yazıyı yazdırdınız, emir erlerinize verirken de tembihlediniz "bakın ters hareket eden olursa öldüresiye dövün, bir ikisini sallandıracaksın ki ibret olacak" diye. ve bunu emir erleriniz başarıyla yerine getirdi, dayak yemeyen linç edilmeyen kalmadı. ve evet kabul, bakın "yeter" diye bağırmaktan korkar olduk, sonunda ölüm olduğunu gördük, bizi öldürtebileceğinizi anladık... şimdi yeni şeyler yapın. ayrıca 2 kupaya vefa gösterilecekse bu hocamıza ve futbolcularımıza gösterilmelidir. size rağmen, ve evet, bize rağmen başardılar.
- başkanımıza "yeter" derken biz de tam bunu kastediyoruz işte. futbol dışındaki şubeleriyle ilgilenmeyen beşiktaş bizi hırpalıyor, yaralıyor, üzüyor. diğer şubeler kan ağlarken, siz zibil kupa kazanmış hentbol şubesine kol saati armağan ederken bizim burada canımız acıyor. çifte standart uygulayıp duruyorsunuz beşiktaşın çocuklarına. biz buna "ayıp yeter" dedikçe ama 2 kupa. biz de diyoruz "şubeler" siz de diyorsunuz "saldırın kırmızı kullarım"... sıkıldık artık sizin tehditlerinizden...
- "Bu takım yine şampiyon olacak. Ayrıca hedefimiz, UEFA Avrupa Ligi`ne katılmak." demişsiniz sayın yalçın. inşallah diyelim o halde bizler de?
- "bizler birlik ve beraberlik içerisindeyiz" demişsiniz de "biz" derken neyi kastettiğinizi anlayamadık. teknik kadronun ve futbolcuların açıklarını, sırf kendi açıklarını örtbas etmek için arayan kollayan yönetim kiminle birlik içerisinde? taraftarını aşağılayan rencide eden ve tribünde istemeyen yönetim kiminle birlik içerisinde? sporcularına maaşlarını vermeyen yönetim kiminle birlik içerisinde? yönetimi ve vefa gösterilmesi gereken başarıları, küçümseyen veya mucize şeklinde tanımlayan kişileri kendi içerisinde barındıran yönetim kiminle birlik içerisinde? bir açıklayın lütfen, kiminle birlik oldunuz siz?

HAHAHA!

Twitterdan yazmaya benzemez bu işler...

Bak bak kudur! :)

Malesef çok beklerler...

19 Kasım 2009 Perşembe


Siyah-Beyazlılarımız, bu önemli maçta taraftarlarımızın desteğini belkiyor.


Bu akşam bayan basket takımımızın FIBA Avrupa Kupası maçı var. Maç akatlarda oynanacak resmi sitemize bakıyoruz biletle ilgili her hangi bir açıklama yok... İlk düşünce zaten bayan maçları genelde ücretsiz oluyor şeklinde... Ancak biletixe öylesine bir bakınca karşımıza çıkan 15 TL yapmışlar bu maçı. Telekom maçında 7.50 iken bu maçta 15 hafta içi erken sayılabilecek saatte bayan basketbol karşılaşması ve 15 TL. Normal maçlar 10 avrupa maçları 15 erkek bayan farketmez aynı tarife... Telekom maçında doğru yol bulundu sanmıştım.

El insaf artık.

Neyse zaten taraftara ihtiyaç yok, nasıl olsa kapıda listede adı yazan tipine bakarsan parası bol ama Beşiktaş'a verecek parası olmayan eş dost tanıdık sahipleri içeri girer. Keza sayın misafirlere BJK antetli zarflar içerisinde bilette dağıtılmıştır.

Yokuz kardeşim hadi 1-2 kişide kombine var, gerisi ne olacak. Ayrıca bir öğrenciyi düşünün resmi siteye veya bir gazeteye baktı, cebinde var 10 lira gitti salona maç var diye. Biletixe bakmak diye bir mecburiyet olmamalı heralde!

Malesef yokuz akatlara, bayan voleybolda deplasmandayız...

Sayenizde...

Beşiktaş - Athinaikos BC
tarih : 19.11.2009 19:30:00
mekan : Beşiktaş Colaturka Arena
bilet fiyatları
BJK Bench Arkası: 30,00 TL
Protokol: 50,00 TL
Tribün: 15,00 TL

Kimliğimiz Budur!

18 Kasım 2009 Çarşamba


Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.
Kimliğimiz budur!

Her birimize kimlik sorulacağı ilanı yapılarak potansiyel suçlu muamelesine maruz kıldığınız bizler bu ülkenin insanlarıyız, halkız, Beşiktaşlıyız.

Bizleri tanımıyor değilsiniz;

İsçiyiz, issiziz, öğrenciyiz, öğretmeniz, şairiz, memuruz, tezgahtariz, yazariz, çizeriz. Bildiğin işportacıyız, çiftçiyiz... Köydeki çoban, denizdeki balıkçı, yoldaki şoförüz. Kadın-erkek, kimimiz yaşlı kimimiz genciz… Yeni doğmuş bir bebek, sokakta kovaladığın çocuğuz. Ezcümle, halkız, Beşiktaşlıyız.

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.

Yapmadığınız Bir Bu Kalmıştı!

Bir sahtecilik olayında,şike olayında Galatasaray'ın isminin geçmesi hiç şaşırtmadı.Cemal Nalga,Cibona ile oynadıkları maçta rakibine yumruk atmış,bunun akabinde 5 maçlık ceza almıştı.Asıl olay bundan sonrası,Tbf mevzuatında bu cezanın hazırlık maçlarında çekilebileceğine dair bir belge yok.Ancak çekilemeyeceğine dair bir belgede yok.Galatasaray'da bu açığı yakalamış.Cemal,Cibona maçından sonraki Erdemir maçında yer almamış.Almanya'da ki 3 hazırlık maçının sadece 1 tanesinde sahada yer almıştı.Tübad turnuvasından önce iki tane hazırlık maçı oynamış,bu maçlarda da Cemal'e yer vermemişti.Olaylar böyle gelişmişti,en azından herkes öyle olduğunu sanıyordu.Meğersem Galatasaray'lı ruhu geri dönmüş.Medyada belgeyle kanıtlanan maçlar Deutsche Bank Skyliners ve Ludwigsburg maçları.Cemal bu maçlarda Tufan Ersöz formasıyla çıkıp onun yerini almış.Maç kayıtlarınada aynen böyle geçmiş.Bugün o belgeler medyaya düşmese çok büyük bir oyunla,Türk Basketbolu uyutulacak,bu her türlü pislik oyunun döndüğü olay sayesinde Türk sporu kirletilecekti.

Ancak neyse ki bu artık mümkün değil,herşey ortaya çıktı.Bundan sonra yapılması gereken Cemal Nalga ve bu olaya dahil olan herkes(Teknik ekip,kulüp,şube sorumlusu,oyuncu...) en ağır şekilde cezalandırılmalı.Ayrıca Türkiye Kupası'ndan Galatasaray ihraç edilmeli ve ligte Cemal Nalga'nın oynadığı her maçta hükmen mağlup sayılmalıdır.Kafamda çok fazla şüphe olmasına rağmen Sn.Turgay Demirel ve federasyonun bu cezaları yerine getireceğine dair umutlarım var.Türk sporu ve en azından basketbolun temiz kalabilmesi için.

Dikkat çekilmesi gereken bir başka konu ise Cemal Nalga için ilk başvurunun sezonun ilk maçı olan Oyak Renault maçında,Oyak Renault'lu yetkililer tarafından yapılmış olması ve bu konuya ancak Fenerbahçe maçından sonra Şube Sorumlusu Nedim Karakaş itirazda bulunduktan sonra cevap verilmiş olması.Eğer Nedim Karakaş,itirazda bulunmasaydı federasyon bu pis oyunu kapatıcak,önemsemeyecek miydi?Bu kirli oyuna Türk basketbolunu hiç çekinmeden alet edecekler miydi?Bunlara göz yumanlar,cezaları ne kadar rahat verebilecek?

Bu olaydan en az Adnan Polat,kulübün basketbol şube sorumlusu,Cemal Nalga ve teknik ekip kadar bu işe göz yuman yetkililerde sorumludur.Adnan Polat,basketbol şubesindeki teknik ve idari anlamda her yetkilinin görevine son vermiş.Peki bir kulüp başkanının,kendi kulübünde dönen olaydan haberdar olmadığı kaç kişiye inandırıcı geliyor?

Sorumlu kişilerin,hakettikleri cezayı almasını diliyor,Türk sporunda,en azından Türk futbol camiasını yeterince kirlettikten sonra,bu kişilere basketbola el sürdürülmemesini istiyoruz.

Eğ başını, usul usul yürü şimdi...

17 Kasım 2009 Salı

kimlik bilgilerinizi ve belgelerinizi ibra edeceksiniz deniyor. bahsedilen, stad girişinde bir genel bilgi taraması yapılacağı mı yoksa "aferin yiğidim, tc uyruğun da varmış" şeklindeki bir sırt sıvazlaması mı?
evet saçma bir uygulama bu kimlik kontrolü. yapılması gereken genel üst baş taraması ki bunun her maç öncesi yapıldığı sanılıyor ancak içeriye alkol, bıçak veya silah sokanlar mevcut? önce bu üst baş aramaları düzeltilmeden kimliksiz maça almamak da ne? güvenliği bu şekilde mi sağlayacaksınız?
hele ki denizlispor maçında cürum işlemek maksadıyla çete oluşturanlar daha dar kapsamlı ve bir o kadar da deneyimli bir örgütlenmeye (ağızlarda dolaşan sayı 150) hazırlanırken; bizler, taraftar olarak, o maç esnasında kapalı ve diğer tribünlerde can güvenliğimizin olmayacağını bildiğimiz halde, kapıda soracakları kimlik de neyin nesi? ölür kalırsak veya tanınmayacak hale gelene kadar dayak yersek kimlik teşhis ve tespitinde zorluk yaşanmaması için mi?
abartı yok bu sorularda? denizlispor maçında gördük yaşananları bizzat, her ne kadar emniyet güçleri görmediklerini iddia etseler de biz gördük (onlar orada değillerdi ki). ve yine benzerine hazırlanırken çete, plan dahilinde bu tip büyük kavgaların yatıştırıcısı kişiler tribün dışına itilmişken; denizlispor maçında bizim güvenliğimizle zerre ilgilenmeyen emniyet ve güvenlik güçleri neden bize kimlik soruyorlar? ceset tespiti için mi?
mevzu bahis çetenin bütün detaylarını herkes biliyorken, hayal mahsülü ve yukarıdan gelen emirlerle ceza yağdıran (maksat emniyet değildir) zihniyet ölümlere, yaralanmalara göz yummakta. ince ince işleyen oyunun içerisindeyiz. önceden inanırdık, bu oyunu bizim bozacağımıza. ancak artık herşey muamma...
zeki abimizin iki filmine koyduğu replik burada:
"oglum bekir dedim kendi kendime. yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydasi yok. kaderin böyle. yol belli. eg basini usul usul yürü simdi."
eğip başımızı usul usul yürümemiz isteniyor, kim istiyor bunu? iktidar istiyor, muhalefet istiyor, emniyet istiyor, adalet istiyor, çete istiyor.
e zaten bütün bu isteklere boyun eğmesi beklendiği, ama sadece beklendiği için değil mi çarşı'nın a'sı? değil mi ki "alayına isyan" lafı? değil mi ki kötüler kadı olacaklar yemene? eğilecek hor görülecek el emeği göz nuru ve ödlekler geçecek başa, derken mertlik bozulacak... değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın ve değil mi ki cahillik sahip çıkmakta düzene...
ah beşiktaş... seni yalnız komak var, o koyuyor bu insanlara...

Derbi Maç Öncesi Önemli Uyarı




21.11.2009 Cumartesi günü oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe derbi maçından stada girişlerde belge kontrolleri yapılacağına dair duyumlar aldık. Aman ha aman aşağıda yazılı belgeleri ihmal etmeyin.


1- nüfus cüzdanı ve nüfus müdürlüğünden onaylı nüfus cüzdanı örneği

2-Fotograflı ikametgah ilmühaberi (Fotograflar son 6 aya ait olmalı)

3- Son 6 Aya Ait Adli Sicil Kaydı

4- 6 adet fotograf atkılı veya formalı

5- Öğrenci iseniz yakın tarihte alınmış 2009-2010 öğretim yılı kaşeli öğrenci belgesi aslı.
6- Mezun taraftarlardan son bitirilen okula ait diploma (çıkış belgesi kabul edilmeyecektir.)
7- Erkek taraftarlar için askerlik durum belgesi
8- Kurum personeli taraftarlardan son aya ait maaş bordrosu
9- Esnaf taraftarlar için kayıtlı oldukları odalardan alınan sicil belgesi aslı.
10- Tam teşekküllü bir hastaneden alınmış yakın tarihli sağlık raporu aslı.
11- Hastane başhekimlğinden onaylı aşı karnesi.
12- Maç günü üflenmiş alkolmetre raporu. (önceki maçlar kabul edilmemektedir.)
13- Kan merkezinden alınan kan grubu belgesi
14- Stada eşiyle gelecekler taraftarlar için evlilik cüzdanı.
15- Sürücü belgesine sahip taraftarlar için Trafik şube müdürlüğünden trafik sicil raporu.
16- Beşiktaş - Fenerbahçe maç bileti veya 2009-2010 sezonu kombinesi
Bu belgeleri getirirken de kendinizi getirmeyi unutmayın.

Suya sabuna dokunmadan...

16 Kasım 2009 Pazartesi


Bilindiği geçtiğimiz günlerde divan kurulu toplantımız yapıldı. Kongrenin yaklaştığı şu zamanlarda ilgiyle beklediğim bir toplantıydı ve tamda tahmin ettiğim gibi geçmiş yazılanlardan anladığım kadarıyla. Divan kurulu başkanı yönetim kurulu başkanına çicek göndermiş, yönetim kurulu başkanı adına konuşan kişide tüm camiaya... Gören de sanar ki herşey güllük gülüstanlık Beşiktaşta...


Divan başkanı Yalçın Karadeniz konuşmasında bakalım nelere değinmiş; ''Beşiktaş Kulübü başkanlık makamının uğramış olduğu bu saldırı hepimizi üzmüştür. Bu makam, hepimiz tarafından korunması gereken bir makamdır. Burada Ahmet, Mehmet oturmuş önemli değildir. Beşiktaş başkanlık makamına hepimiz saygı göstermeli ve korumalıyız aklı başında Beşiktaşlıların hepsi bu konuya sahip çıkmışlardır ve olayı kınamışlardır. Bundan sonra inşallah bu gibi olaylar meydana gelmez.'' klübün resmi internet sitesinden yapılan yazılı açıklamada anlatılan bu. Eğer ki orada siz Beşiktaş Divan Kurulu Başkanı olarak sadece bunları söylediyseniz oturduğunuz koltuktan utanın diyorum size. Beşiktaş borç batağında sürünürken tek derdiniz tribünlermi oldu. 200 milyon tl'ye yaklaşan borç ve bunun çeyreğinin Beşiktaş Başkanına olmasını bu bağlamda halkın takımı Beşiktaşın kişisel bir mal olma yolunda ilerlemesi sizleri hiiiiç ilgilendirmiyor anlaşılan. Ne tribünmüş be kardeşim. Koskoca Beşiktaşı yiyorlar göslerinizin önünde sizler divan kurulu başkanı ve üyeleri olarak bunların hesabını sormak yerine oturmuş "nasıl yapsakta başkana destek çıksak" derdindesiniz. Bari beraber iddaa yapsaydınız, belki tutardı, tutan parayıda Beşiktaşıma aktarır biraz daha borçlanmasını sağlardınız. Yazıklar olsun sizlere...

**Yazı Kovalainen'e aittir. Blogger'a giriş olayında sıkıntı yaşaması nedeniyle BMTB hesabından ekledik.

Herşey Eziyetten İbaretti

Futbol maçının olmadığı bir haftada,Efes gibi önemli bir rakip ile karşılaşmak konusunda olumlu düşüncelere sahiptim.Çünkü Akatlar dolu olacak,rakibi baskı altına alıcaktık.En azından benim düşüncem buydu.

Evden maç için çıkarken son kez göz gezdirdiğimde internette,biletlerin az kaldığı haberini görmüş olmam,daha da sevindirdi.Ancak Akatlar'a ulaştığım andan itibaren anlatılması güç bir sinir harbi başladı.Akatlar'a vardığımızda izdiham var sandım.Meğersem olay anlamsız bir şekilde taraftarın içeri alınmamasından ibaretmiş.İnsana kombinesini aldığı kendi salonunda,kendi kulübü tarafından eziyet edilmesi ne kadar igrenç ve mide bulandırıcı durum anlatamam.


İçeri 5 dk. kala itiş-kakış arasında girebilmiş olmanın verdiği agresiflikle astım pankartımı.Bismillah yanımda bir görevli bitti.''Protesto etmeyin,takımı destekleyin.Sizin göreviniz bu!!'' diyerek vazifemi iletti kulağıma.Sabır,sabır diyerek sakinleştirdim kendimi.

Tribünde yerimizi aldık.Maça hazırdık.Ancak bir kez daha anladım ki.Akatlar kalabalık olmasın,her zaman gidenler dışında kimse gelmesin.Sayfalarca yazılar yazdık,burada yönetimi protesto eden.Sanırım çuvaldızı batırma sırası bizde.Kendi tribünümden bu kadar nefret ettiğimi hatılamıyorum(buna Denizli maçıda dahildir).Ne protesto etmesini,ne takım desteklemesini,ne adam gibi durmasını,ne de saygı göstermesini biliyorlardı.

İnsanların derdi Beşiktaş değil artık.İnsanlar maça Fener'e küfür etmeye,kavga çıkarmaya,tribünde birbirini kanıtlamaya,makara yapmaya geliyor.Efes maçında hakem,rakip oyuncuyu baskı altına almayı bırakın,kendi takımımıza destek veremedik.Maçın kırılma anlarında bağırılan takım değil,Pascal Nouma'ydı.Bağırtmak için artık ''Beşiktaş aşkına,herkes ayağa'' demek yetersiz kalıyor.İnsanları ancak ''Ayağa kalkmayan Fenerli olsun'' dediğinizde canlandırabiliyorsunuz.Bu bile ne hale geldiğimizin kanıtıdır.Maçın akışı sırasında Fener'e küfür etmek nasıl bir tatmin olayıdır?


Ne yaptıysak.ne söylediysek anlatamadık.Anlamadılar,istemediler.Sonuç olarak her yönüyle eziyet dolu,insanın kemiklerini ağrıtıcak derecede sancılı bir maç oldu.

Deja Vu

Spor yönetme zekanız belli renklere göre hareket eder; kendin yaparken ''Böyle tahrik olursa, bu seyirciye sahip çıkamazsınız'' der; üstelik o federasyon başkanı, şampiyon takımı alkışlamayıp, hemen akabinde yapılan yanlı açıklamalarıyla yaşanan olayları hafife indirip, bir de 5 maçlık hafifletilmiş ceza uygulatırsa; Kendi kulübünde, federasyonunu yönettiğin spor dalında bu gibi tribün olaylarını daha çok görürsün.

Yukardaki yazıları okurken, ne anlatmış bu zat-ı muhterem diyebilirsiniz. Açıklayalım hemen: efendim malumunuz geçen seneki PlayOff finallerinde Fenerbahçe'li seyirciler sahaya dalmış, şampiyon olan Efes Pilsen takımı oyuncularını ve teknik ekibini dövmeye kalkmıştı. Akabinde anlattığım olaylar yaşanmıştı. O zaman da aynı şeyleri dile getirdik. Eğer bu olaya böyle yaklaşır, bu tarz cezalar verirseniz; her sinirlenen, rakip takımın oyuncusunun üzerinde tepinir. Zaten öyle de oldu. Terrance Kinsey dayağı yedi, ortalık karıştı. Bir nevi ''Deja-vu'' yaşadık.

Maçtan sonra, Fenerbahçe Ülker Şube Direktörü Nedim Karakaş yaşanan olaylara tepki göstererek şu açıklamayı yapmış:

''Bu yaşananlara rekabetten ziyade rezalet demek daha doğru olacak. Sahaya girip benchte oyuncu döven taraftar görmedim. Sıkı önlemler alındığı söylendi, ama 3 oyuncumuza birden saldırıda bulundular. İyi niyetle bu maçı bitirdik''
''Bu işler spor olayından çıkıyor, gittikçe iki taraf arasında bir husumete dönüşüyor''
''Fenerbahçe Kulübü yönetimi buna engel olmaya çalışıyor. Ama başkanı dahil olmak üzere Galatasaray yöneticileri buradaydı, ama en ufak bir müdahalede bulunmadılar''
Karakaş, maçın hakemlerine ''Aciz'' kalmakla suçlayarak, ''Aciz kaldılar. Bu maçlara atanacak hakemler üst düzey hakemler olması lazım. Buradan MHK'ye açıkça söylüyorum. Bu rezaleti nasıl temizleyecekler bakalım'' demiş

Allah adamı taş yapar mazallah. Böyle yalanlar söylenir mi? Hiç mi görmedin? Geçen sene Efes maçında ne oldu yalancı tırtıl seni? Sen o maçta neredeydin? Şaka mısın sen?

Kulüp, branş ve federasyon yönetim tarzları bu şekilde devam ettiği sürece, daha basketbol maçları çok olaylara gebedir. Hiçbir salonda, yarın birgün bu tarz olayların olamayacağının garantisi yoktur.

Dipnot:Sevgili Emniyet Müdürümüzün bu olaylar karşısında yapacağı açıklamaları ve takınacağı tavrı merak etmekte ve heyecanla beklemekteyim.

Tanrı hepimizi korusun!!!

kara kara

15 Kasım 2009 Pazar

kimsenin beşiktaşlılığını sorgulamak bize düşmez ancak son dakikalara geride girilmişken, pascal nouma için tezahurat yapan kişilerin varlığını ve mantığını da düşünürüm kara kara.
taraftarından utanan, taraftarını uzaklaştırmaya çalışan kulüp yönetiminin maksadını, amacını düşünürüm kara kara.
maçın biletlerininin neredeyse tamamının satıldığı halde, maçın başlamasına bir saat kala salona seyirci alınmasının mantığını düşünürüm kara kara.
salonlarda ve stadlarda uygulanmaya başlanan pankart yasağının sebeblerini merak ederim kara kara.
tutunduğu dalı kesen yönetimler, federasyonlar ve taraftarlar düşündürür beni kara kara.
feridun düzağaç gibi, "saçlarımda aklar için" düşünürüm kara kara...

cürum işlemek maksadıyla çete kuran kişiler ve bunları talimatlarıyla yönlendiren beşiktaş jimnastik kulübü yöneticilerine danışarak cezalar dağıtan istanbul emniyet müdürlüğü, bahsi geçen bu tribün teröristi çeteyi neden desteklemekte, bu çeteyi oluşturan kulübümüz yöneticilerinin sözleriyle hareket ederek bu çeteye neden yardım ve yataklık etmekte? yoksa bu çetenin oluşturulması emniyetin talimatıyla mı gerçekleşmiştir?
tribün terörüyle mücadele edeceğini açıklayan istanbul emniyet müdürü bugün oynanan galatasaray fenerbahçe basketbol maçında sporculara saldıran taraftarlara ne gibi yaptırım uygulayacaktır? yoksa mücadele, yıldırım demirören'in icraatlarına ve beşiktaşı zayıflatmasına itirazı olan kişilere mi karşıdır sadece?
istanbul emniyeti güvenlik kameralarını incelerken, kabak gibi ortada olan ve olayların içerisinde yer alan kişileri mi görebilmiştir sadece? neden onlara talimatlar, biletler, paralar ve sözler veren yöneticileri görmezden gelmişlerdir?
beşiktaş camiası içerisinde tribün terörünü destekleyen ve bu terörden beslenen mevcut beşiktaş yönetimi, istanbul emniyeti tarafından cezalandırılmadıkça sayın emniyet müdürümüzün bu mücadele konusundaki iyi niyetinden ve becerisinden emin olamayız. çeteyi oluşturan ve yöneten kişiler bellidir, bu kişiler cezalandırılmadıkça tribünde şiddet bitmez, ve cezalandırılan kişilere bakıldığında da gayet net anlaşılır ki, beşiktaş tribünlerinde can güvenliği kalmamıştır. zira kavgaları yatıştıran ve olayların büyümesini engelleyen kişilere yasaklar getirilmiş, kavgaları yöneten veya kavgalarda yer alan kişiler ise dolu mideleriyle bize gülmekteler.

farkındayız boşa çaba, boşa laf... bu yüzden düşünüyoruz kara kara...
feridun düzağaç'ın beşiktaşı sevdiği gibi kara kara, saçlardaki aklar için, düşünüyoruz kara kara...
kendimizi, amaçsızlığımızı ve saflığımı düşünüyoruz, unutacağımızı düşünüyoruz...
yaşadıklarımızın yaşayacaklarımızın sadece habercisi olduğunu bilerek söylüyoruz:
kara...
kara...
bildiğin kapkara!
zindan gibi, dört yanımız puşt zulası...

Y1D1

14 Kasım 2009 Cumartesi


Kasım Aralık Ocak... Telaş... Var bir telaş ortalığı toparlama çabası, Ocak ayı olmadan yayılan Y1D1 virüsü.
Dünya üzerindeki tehlikenin, H1N1'in Beşiktaş üzerindeki hali. Tribünler üzerinden oynanan oyunların yenisi akşam saatlerinde 32 kişinin 1 yıl stadlardan men cezası.
32 kişi ceza aldı tribün temizlendi ? Küfür yok artık Yönetime tepki yok Başkan'a tepki yok. Tarihe adın yazılır artık kesinlikle tarihe geçtin sayın başkan. En antipatik başkan olarak yaptıkların yapamadıkların beceremediklerin ve yüzüne gözüne bulaştırdıklarınla. 32 kişi ne yapmıştı da cezaları hak etti? Ne yaptınız da o koltukları hak ediyorsunuz hala?
Yaptıklarınız ve yapmadıklarınız yüzünden size bir ceza kesilmesi gerekirse 1 maç sonrası 1 yıl ceza alınıyorsa geçmişe dönük hatalarınızın hesabını tutmaya abaküs yetmez efendiler. Virüsün yayılmasını engellemek için yapılması gereken Ocak ayının sonunu beklemektir. O tribünler Beşiktaş'ın sesidir Tottenham maçından sonra gelen mesajlar üzerine teşekkürünü esirgemeyen büyük puntolarla resmi site üzerinden mesajlar yayınlayan sayın yönetim tribünden gelen tepkilerde tribünü kötülemek tehdit etmek ileri gidip ceza verdirlemek adınıza yakışan davranışlar arasında yerini aldı. Tribünü susturmak adına yaptıklarınızın geri dönüşü geç olmayacaktır. Bu tribünün size inancı kalmadığı gibi vermeye calıştığınız mesajların da bir değeri olmayacaktır sizin değeriniz olmadığı gibi. Yaptıklarınız ve yapamadıklarınız için kendinize bir ceza verin, Virüsün yayılmasına engel olun Beşiktaş'tan uzak durun!

Yeter

11 Kasım 2009 Çarşamba

Gel de sinirlenme, gel de bağırma ''Yeter'' diye bunlara!
Efes maçı öncesi oyuncularımız antremana çıkmamış, protesto için futbol oynamışlar. Onlar da haklı, baktılar ki bu kulüpte adam yerine konmak için futbolun bir parçası olman gerekiyor; onlar da, herşeyden bir haber olan yöneticiler belki futbolcu sanar da parayı öder diye düşündüler heralde.

Ne denilmesi gerekiyor ki daha. Şeref Yalçın'ın Telekom maçında yaptıklarını orda olan herkes biliyor. Yükselen protesto seslerini bastırmak için, adam toplatmak istemesi, gönderdiği adamların bu kulübün taraftarına KÜFÜR etmesi, ellerini açarak takım kazanıyor, niye bağırıyorsunuz dercesine tavırları... İşte bu taraftar bu yüzden ''YETER'' diyor size. Hentbolcuların, basketbol takımının hatta bütün amatör branşların parasını ödemediğiniz, bu kulübü batağa sürüklediğiniz için, kendi pisliğinizi Beşiktaş'a bulaştırdığınız için.

Çekin gidin bu takımdan, bir daha dönmemek üzere...

Huzura Doğru...

10 Kasım 2009 Salı



bugün iş vardı ama acil değildi sadece öğle arasına kalmasam yeterdi. yetiştim de zaten. önce beyoğlu vergi dairesi sonra beyoğlu adliyesi. ama hepsinden önce aslında ilk işimin olduğu vergi dairesine doğru gidiyordum.

saat 8.50... stadın oralardayım. çocuklar elde bayrak anneleriyle filan gidiyorlar dolmabahçeye.. çekti işte beni kendine... indim kabataşta doğru saraya... giriş kapısı kalabalık insanlar geliyor işte... sonra 3 dk kalmıştı o vakte... odanın olduğu tarafa doğru Ata'ya doğru 7'den 77'ye sağlık koşusu yaptık. avluda başladı sirenler. sarayın önüne motorla gelip bayrak açanlar bile vardı.. sonra sıraya girildi. devlet erkanı çıkana kadar yine beklenildi 7'den 77'ye aslında yaş aralığı bu kadar değil. tren olup gelmiş anaokulu öğrencilerini görünce ilk defa 10 Kasım'a bugün dolmabahçe gitmiş olmam nedeniyle emeği geçmiş olanlara içimden sitemlerimi yolladım. çok şanslıydılar bence...

sonrasında yukarı çıkıldı kalabalıkla beraber. ellerde karanfiller çiçekler bırakıldı odasına. çiçek bahçesi olmuştu. daha üst kata çıkan merdivenlerde farklılaşıyor insan. Ata'nın odasına ait bir fotoğraf filan da bu yüzden yok .

kısacası niye hiç zamanında aklıma gelmedi bilmem.
hadi Ata'nın aşkına dolduralım Dolmabahçe'yi denebilirdi. ne kadar oluyoruz denirdi. herkese haber verilirdi. Şeref Bey için gidiyoruz mesela... Ata'yı anmak için ille de o gün Anıtkabire gitmek şart değil, gitmek tabiki de en güzeli de işte yapamıyorsan da en masrafsızı bu.. hem İnönü'nün karşısında ulaşım sorunu olmayan bir yer heralde? ernst geldi karşılıyalım diye otobüsler kalkarken, gecenin bir yarısı protesto için havalimanlarına gidenler varken.
neden seneye Dolmabahçe'de Beşiktaşlılar izdiham yaratmasın?
En büyük Beşiktaş'lı Atatürk?!
Paşa Zübeyde Hanım'ı kulübüne mi emanet etti?!
Atatürk hangi takımlıydı diye soruya gerek yok cevabını da aramaya gerek yok. Ama diğerleri bir şeyler yaparken 10 Kasım 2009'u Beşiktaşlılar boş geçti gerçek olan bu!


Gölgesizm

yakın zaman sonra, şurada birkaç ayımız kalmış, ve şimdinin çok daha evvelinden riskleri olasılıkları ve olmazları dillere pelesenk olmuş bir beşiktaş kongresi şafağında soruyorum kendime:
"ben kimim?"
elbet bir melodiye radyoda rastlayınca aklıma geldi bu soru, kim olduğumu, ne işe yaradığımı ve neden bu denklem içerisindeki en küçük bilinmeyen olduğumu sorgulama hakkım kendimde mahfuz.
gündelik hayata dair olmasa bile gündelik hayatın içerisinde yer almış bir sevgiye dair teoriler üretmek mümkün. hasbelkader şu "çok kişili" yazı tabanımız olan blogda birçok defa bahsettim neden niye nasıl diye sorguladım da sorguladım. neye mi vardım? hiçmiş... miymiş?...
kimileri dedim nefretten sevdiler, kimisi bir çıkar yol buldu kendine, kimilerine öyle emredildi, kimileri rol modellerine yanaştılar, kimisi de öylesine bir bilinmeyene... ama elbet herkes, hepimiz bir "yakın" taraf bulduğumuz için bir siyah bir beyaz diyebildik.
sadece tezahuratlarda geçebileceği sanılan "beşiktaşı daha çok sevdin benden, bitti gitti dersin soran olursa" repliğini gerçek hayatlarında sevdiceklerinden işitenler oldu. hayatından aşklarından uğraşlarından ve hedeflerinden vazgeçenler oldu. ailelerini bir kenara koyanlar mı dersin, sevdiği kıza yüz döküp beşiktaşa kederlenenler mi... aşk değildi bu, sevgi de; bildiğin delilik! anlatılamaz ki...
bu yolda dönenler oldu, mum gibi sönenler oldu; yar göğsüne baş koymadan vurulup düşenler oldu.
yani, demem o ki, yorulsa da bildiğinden vazgeçmeyecek adamın işi değil beşiktaş. yılmadan, gülemeden, göremeden, bilemeden yitip gitmeye razı gelmeyenlerin işi değil bu aşk. zor... feridun düzağaç'ın yazısında dediği gibi: "ah beşiktaş! kalbimde parmak izin var..." en saklı gizli kuytu yarasına, şu hani dosta göstermeye çekindiğin bir yaraya, adını yazanların uğraşı bu beşiktaş. parmak izini taşıyamayacak olanlara göre değil bu delilik... vazgeçin kuzum eğer bir diş ağrısına bile tahammülünüz yoksa, çok geç olmadan dönün bu yoldan ve rengarenk aşklara geçin. bir insanı sevin, ailenizi bilin, hayaller kurup onları gerçekleştirin... yoksa çok geç olur, aha da böyle kalpte bir parmak iziyle mühürlenirsiniz. sonra dönip sormaya mecaliniz kalmaz "neden?" diye.
her sevda sonrası sorulur bu, "neden bu kadar sevdim ki..." diye. herkes gibi olacaksa beşiktaş, her sevdayla bir tutulacaksa beşiktaş, ölümle yaşam gibi ayırılacaksa siyah ve beyaz, çok da bulaşmamak lazım. akıllı uslu bir yaşam gibisi mi var?
gün gelir sorarsın sonra, "neden" diye. cevabını vermeye çekinirsin.
sen kimsin?
mesai gibi zorunluluktan edindiğin tek hobin olur bu, sevdiğin tek uğraşın. her allah'ın günü koşturursun oradan oraya. tinerin içinde kafan bulanır, tenine değmesine çekineceğin pankarta teninin altından birşeyleri feda edersin. kovalarsın savaşırsın, sırf biraz sesin duyulsun diye, sırf biraz daha yüksek çıksın sesin diye.
kıskanırsın, ayak altına dolanırsın.
cebinde bir lokmalık paran dahi yokken dilenmeyi, muhtaç duruma düşmeyi, borçlanmayı düşünürsün. yol için, bilet için, bazen rengi ve deseni olmayan atkılar formalar için zamanı geldiğinde önemsemeyeceğin paranın derdine düşersin.
azar işitirsin, ikinci sınıf insan muamelesi görürsün. kanunlar karşısında suçlu düşersin, temiz olsan bile kirlenirsin. resmin düşer istihbarat ağlarına, sicilinde lekeler oluşur. tuzakları yersin, çukurlara girersin, kapanlarda uzuvlarını yitirirsin. hakettiğin sanılır, oysa ki masummuşsun, anlatamazsın, izah edemezsin. düzen senin dışında işler, işler sen yokken çok daha tıkırındadır. istenmezsin, sevilmezsin.
hani mahallenin afacanları olur, kendi dertlerinde kendi hallerinde. sokağın başında otururlar, şehrin zaptiyesi havasındadırlar. saygıları çoktur, mahallenin tamamını severler sayarlar. oyunları vardır oynarlar. zararları da bir kendilerinedir. ürkütmezler kimseyi ama bir gün bir yasal zincir elemanı gelir ve bunları saçlarından sürükleyerek taşır uzaklara. sen de günü gelince, işte o uzaklara saçlarından sürünerek götürüleceksin ey kanun dışı ve istenmeyen birey.
tehdit altındasındır sürekli. tedirgin bir halin olmalıdır ama belli etmemelisindir. güç yürekten gelmelidir, yüreğinde parmak izi varken beşiktaşın, olmaz güçsüz kalmak. sitem etsen fayda etmez, düzeltemezsin. sen birilerinin, yine kanun dışı ve sevilmeyen kişilerin düşmanısındır.
insanlar görürsün tanırsın, her biri ayrı renk, her biri tek renk. bu insanlar derinlerini saklar ve sen biraz dibe kulaç atınca okkalı tokatlar yersin. herkes güvenilirdir ama o herkes içinden kendin de dahil 9 kişi bulursan senden alası yoktur.
yitip gidenleri görürsün, üzüldüğün çok şey olur, hayat bazen sana zindan olur.
ağlayamazsın, düşemezsin, kaçamazsın, korkamazsın, sinirlensen bile bunu dışa vuramazsın. gözünden akan her damlan içine düşer. ve taş yerinde ağırdır, gözyaşı derinlerde...
şimdi kocaman adam oldular, kimisi cerrah oldu kimisi ünlü birer doktor; eskiden maziden dostlar arkadaşlar, bazen kardeş bazen abiler ablalar. hepsine anlattığım hikayede bir genel cerrahın konuşması geçerdi: "gecen olmaz gündüzün de, ailen olmaz, huzurun olmaz, paran olmaz, dostun olmaz vs vs.. ama hastanın ağzından çıkan bir "allah razı olsun" sözü yok mu, işte herşeye değer..."
bir işte, bir meslekte, yani emek sarfedilen herhangi birşeyde, hiçkimse hiçkimseye emeğin karşılığının olacağını vaadetmez. ama kişiler bu emekleri elbet de bir karşılık için sarfederler. buradan çıkaracağımız sonuç bu.
peki yazı içerisinde saydıklarımı da uyarlarsak hocamızdan bu alıntıya, bizim emeklerimize bedel ne? neyi bekleyerek gösteriyoruz bu mücadeleyi ve emeklerimizin karşılığı ne olsun istiyoruz?
başarı mı, şampiyonluk mu, zenginlik mi, ne? ama ne? ne bekliyoruz da savaşıyoruz, ikinci sınıf insan muamelesi görüp işkence çekiyoruz?
masum bir beşiktaşın hayali bizdeki, ve bunu istiyoruz aslında. tertemiz, gururlu, güvenli. yenilir bazen, devrilir bazen, dara düşer bazen; ama biz beşiktaşta hüzünlü ve masum bir çocuk istiyoruz. bir dünya bırakılsın istiyoruz o çocuğa, kirlenmiş olmasın gözyaşlarıyla; bir dünya bırakılsın istiyoruz o kartala, göklerde yer açılsın istiyoruz kanatlarına. özgür, hür bir beşiktaş hayalimiz. sadece beşiktaş, her yönüyle beşiktaş...
biz, bunu isterken, talep ederken, ve mücadeleleri bu hevesle gerçekleştirirken, emeklerimizi ne sıfatla sergiliyoruz? biz kimiz?
ben kimim?
geçimsiziz, kimsesisiz, çaresiziz, tehdidiz, sevimsiziz...
yahu, biz nasıl da büyük bir pislikmişiz? lanet olsun bize?
biz ayağına çelme takıyormuşuz beşiktaşın, tribün değilmiş tepkinin mekanı kongreymiş, biz severken öldürüyormuşuz...
de gedin hele!
mekan denilen bahçe, yaban otlarına gömülmüş; 13.000den fazla aidat kongreden önce son düzlükte hesaba dahil edilmiş, oyların adresleri belli, rol dağılımları belli, sebeblerle sonuçlar belli; ve çoğunluğu sesi katliam ama sergilenen demokrasi tiyatrosu aslolan öyle mi? beşiktaşlı olmayanların beşiktaş başkanı seçtiğinden haberimiz mi yok?
en çok koyan da taraftarı salak yerine koymak. borcu varmış, neden acaba?
yönetim basiretsiz diyoruz, bizim ismimizi kimliğimizi sağa sola sorarak mı basiret kazanıyor bu yönetim? hayır! yazacağımız varsa da öveceğimiz varsa da öyle mide bulandırıyorsunuz ki vazgeçiyoruz (plaj voleybolu takımıyla ilgili tebriklerimi bülent deriş'e azimle sunmama sebebim kendisinin menajerler ve tribünden isimler aracılığıyla beni, isim soyisim ve nickname olarak sorduruyor olmasıdır)
gazetelerde sayfa sayfa haberler, tribün yanlış yapmış, tribün kongre değilmiş, etkilememeliymiş, yeri zamanı değilmiş!
susan namerttir!
sen tribüne ikinci sınıf insan muamelesi yap, beşiktaşlının değil de aidatını bizzat yatırdığın lokanta ve bardaki dostlarının vereceği oylarla seçimini yap, ondan sonra atatürk'ün takımıymış, demokrasiymiş...
sen tribüne sırtını dön, kalk külhanbeyliği yap, az bir eleştirince emrinde çalışanlar aracılığıyla gbt sorgulaması benzeri birşey yap, tehditler savur salyalarını toparlayama, ondan sonra da onlar kimmiş deyip paşamız ol? oh ne ala memleket...
sen halk iradesi yerine kendi kurduğun bir genel kurul oluşturup kendini sürekli seçtirme mastürbasyonu yaparken bizim gönül verip veremlerin eşiğinde çile çektiğimiz beşiktaşın malını da namını da har vur harman saç, sonra bir köşede "ama neden beni sevmiyorlar" diyerek ağla. ay acıdım sana!
sen soy soğana çevir, kaprislerin yüzünden gizlediğin iflasları halı altına geçir, ört örtüle bir şekilde, anteplerde aklansın yüzünün nuru, ondan sonra da vay efendim camiada muhalefetin yokmuş, karşına kimse çıkmadığına göre doğru yoldaymışsın, azınlığın sesini niye dinleyesiymişsin. nasıl bir batağa soktuysan, sen orada boğulurken bizim canımızı sevdamızı oradan çıkarmaya gücü yetecek bir delikanlı çıkamıyor meydana... kendi eserinin içerisinde boğuluyorsun.
ve sor soruştur, ben kimim...
kim miyim?
bak, yazıyı başlatan şarkıda gizliyim:

az miyim çok muyum, var miyim yok muyum; ben neyim; masal miyim gerçek miyim?
kaç miyim göç müyüm, hiç miyim suç muyum; ben kimim; ibret miyim cinnet miyim?
hiçlikler içinde kanayan yürek, yokluklar içinde savaşan beden, boşluklar içinde karişan zihin, güçlükler içinde değil miyim?
yoksa… yoksa….
her ihanete akil erdiren, her cehalete kilif uyduran, her esarete fiyat biçtiren, sen değil de ben miyim?
geçimsizim bu günlerde, kimsesizim bu yerlerde, değersizim bu ellerde, çaresizim doğduğum yerde... gölgesizim her gün her yerde...
ses miyim sus muyum, sis miyim pus muyum; ben neyim; deha miyim heba miyim?
ak miyim pak miyim, al miyim sat miyim; ben kimim; yarar miyim ziyan miyim?
yalanlar içinde doğruyu bulan, cayanlar içinde sözünde duran, satanlar içinde ayak direyen, yananlar içinde değil miyim?
her adalete duvar ördüren, her cesarete kilit vurduran, her asalete boyun eğdiren, sen değil de ben miyim?

şimdi ara beni gölgesi olmayan siyahlarda, kimsesi olmayan beyazlarda, kılıcınla devirdiğin kalemlerde, saltanatına yelken açtığın denizlerde...
diyemem ezilmem, diyemem yenilmem, diyemem tamam, diyemem eyvallah... ne dümen ne tuzak ne pusu bu, nasıl da kurulu... bastığım yer kan dolu, ayak izlerim kayıp...
ben kimim? gölgesizim...
yola çık, yollardayım, çaresizim...
ama aradan seneler geçince kendi kurduğun tiyatronun sahnesine bak, dağıttığın replikleri ezberlediği halde bildiğini okuyan, sana ve düzenine boyun eğmeyen yine benim. bekle, sadece bekle...

ps: bu yazı yeni bir felsefi ve tekil hareketin başlangıcıdır: gölgesizm

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine

7 Kasım 2009 Cumartesi

son zamanlarda yaşadıkları buhranlı ve bunalımlı günler neticesinde, saygıdeğer kulüp başkanımızın ve değerli yönetim kurulu üyelerimizin, ruhsal ve bedensel sağlıklarından endişeliyiz.
ruhsal sağlığı yerinde bir insan, akatlarda tribüne "beşiktaşın başkanına ve yönetimine küfür eden beşiktaşlı olamaz" şeklindeki bir pankart astırmaz.
bu yazı yazılırken oynanmakta olan beşiktaş botaşspor bayanlar basketbol ligi mücadelesinin fotoğraflarında göreceksiniz bu traji-komik manzarayı ve hak vereceksiniz.
sayın başkanımız ve yönetim kurulu üyelerimizin akıbetlerinden ve içinde bulundukları ruhsal durumdan ötürü üzüntü yaşıyor, kendilerine acil şifa diliyoruz.

Kısa Bir Hatırlatma!

Bazı şeylerin üstü kapatılmaya çalışılıyor sanki.Küfürün hesabı sorulacak,tabi ki sorulması gerekiyorsa.Ancak önce şuçlularının apaçık belli olduğu olaylarda,ne bir gözaltı ne de bir ifade alındığını duyduk.Sayın Emniyet Müdürümüzün küfüre gösterdiği hassasiyeti bunada göstermesini diliyoruz.Gereğini yapıcaz diyenlere,yanıbaşlarında bu olaylar olurken,arkalarına döndüklerini hatırlatmak isteriz.Hesap sorulacaksa ilk önce bu olaydan başlansın!

Ya Sen?

5 Kasım 2009 Perşembe


''Emniyetle konuştum. Küfür edenleri tek tek ortaya çıkaracağım. İsim isim hepsi belli olacak. Bununla da kalmayacağım. Küfür edenlerin varsa kombine kartlarını iptal ettireceğim . Sadece küfür edenler değil, küfür ettirenler de bunun hesabını verecekler. Trabzonspor maçından sonra bir basın toplantısı düzenleceğim. Orada daha detaylı konuşacağım.''

Peki Denizli maçında kadın-çocuk dinlemeden,önüne her geleni döven,tehdit edenlerle,onlara bunları yapmaları için emreden,para ve bilet veren sen hesap verdin mi?Onları da güvenlik kameralarından tespit edip,kombinelerini iptal ettin mi?

Dediklerini yapan 20.000 kişi hesap vermeye hazır ama sen Beşiktaş'a kaybettirdğin milyonlarca doların,kişiliğinin,yılların,başarıların,Beşiktaş'lı olanlara çektirdiklerinin hesabını verebilecek misin?

Yapma Hocam


Deplasman gibiymiş,İnönü.Yapma hocam,yapma.Gülerler insana bunu dersen.Hemde ağızlarıyla bile değil.

Tamam her şey kötü gidiyor,başta da sen olmak üzere.Ancak kendini kurtarmak için böyle ucuz cümlelerden kurulu konuşmalarla,yapma bunu.Wolfsburg maçı 82. dakikaya kadar tam destek verildi sana.Noldu sonucunda?’’Deplasman’’ takımı kalene 18 tane şut gönderdi.Hemde senin Fink’le,Bobo’yla,Tabata’yla,Tello’yla bulduğun türden değil.O deplasman takımı,takır takır top yaptı sahanda.

Haydi bu maç biz hatalıydık.Kayseri maçında da mı aynısı oldu?İnönü’de kazanamadığın Manu,Antep maçı?Ona da tamam futbolcular stres oldu.Öyle bir haldeyiz ki,rakip hariç herkesi baskı altına sokuyoruz.

Peki bizim gittiğimiz deplasmanlar?İ.B.B,Gençler,Galatasaray,Cska maçı?Onlarda biz yoktuk.Aaa çok pardon rakip taraftar dimi.Haklısın hocam düşünemedik.

Her şeye bi kulp uydurma becerine hayranım hocam.Birde sahaya sürdüğün kadroyu gördüğümde aynı hayranlığı duyabilsem.

Forza'da Veda Busesi

seneler önce, sadece üniversitelerde varken, henüz aklımız da ermezken ne olduğuna ne işe yaradığına; ve tam da o sıralar dünyayı sarsacak bir tehdit olarak görülürken internet; hızla sardı nesilleri, insanları.
internet'in kullanımı yeni yeni gelişmeye ve yaygınlaşmaya başlarken kuruldu forza. bir site, bir forum. taraftarın, beşiktaş taraftarının her kesimine kapısı açık olan, herkesi buyur eden, herkesi ağırlayan. hataları ve yanlışlarıyla birçok seneyi devirdi ancak sıfatı hiç eksilmedi: "beşiktaş taraftarının sitesi"
ortak paydada buluştuğumuz birçok dostumuz, kardeşimiz, abimizdi o büyük taşın altına ellerini sokan. eğlenceyi de, kederi de internetten ne kadar yaşatabiliyorlarsa yaşattılar. hiçbirinin iyi niyetinden veya emeğinden sual olunmaz. iyi ki varlardı. iyi ki akıl edip, temiz insanlara ait temiz bir site kurdular ve yaşattılar. (kullanıcıların niyetleri veya hareketleri kendilerinin sorumluluğu değil, hoşgörüsüdür)
bin sesin çıktığı ve bin renge sahip ancak tek renge aşık insanların, hele ki bu insanlar bir "A" harfiyle birleşirken, bu muazzam kalabalığı biraz kural ve nizam altında tutmak ne de zordur, kendileri bilirler...
iftiralar gördüler, tedirginlikler yaşadılar. kimi zaman değer kazandılar, kimi zaman değer kaybettiler.

bir yazı vardır ekşi sözlükte, "baba sen oğlunu bir de internette gör" diye:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=3914686
okunmasında fayda var.

insanlar hayatlarındaki denklemde yer alan bilinmeyen sayısını arttırdıkça işlem kapasiteleri de artar. yalnız aynı oranda olmadığından ötürü bu artışlar, zamanla yorulurlar. iş uğraş meslek gibi yüklendikleri sorumluluklardan bir an gelir ki arkalarına döner şöyle bir bakarlar. çok yara almışlarsa emekliliklerini isterler.
tıp kı forza sitesinin adminleri gibi.
hayatlarındaki denklemin bilinmeyenleri arttıkça, internette varlık gösteren bir sitenin yükümlülüğünü artık kaldıramadıklarını hissetmiş olabilirler.
sonuna kadar kendilerine hak veriyoruz.
bundan sonra taşın altında ellerini kanatacak olan kişilere de sabır ve başarı diliyoruz.

tribünlerin temizlenmesi lazım!

4 Kasım 2009 Çarşamba

eskiyle yeni arasında o kadar çok fark var ki... demirören'in beşiktaşa en okkalı hediyesi galiba bu tribünlerin hali. tabi buna özal kuşağının yetişmesi de piyango değil...
başkanına küfreden, tecavüzcüsüne aşık olan beşiktaş taraftarı sanırım bugün oynanan wolfsburg maçının en kötü oyuncusuydu. atkıları çıkarıp çıplak kalmalı!
milyonlarca taraftar diyorsunuz
tribünün hakkını vermiyorsunuz
alemle dalga geçiyorsunuz
atkıyı çıkarın çıplak izleyin!
maç başlangıcında takımına destek olan tribünler maç sonuna doğru gelindiğinde artık yenilen golü alkışlayıp bitiş düdüğüyle birlikte kendi futbolcularına, teknik heyetine, klup yönetimine küfredip; takımına pet şişe ve çekirdek atacak kadar demirören kuşağı olmuştu.
hep kendine hayranlık ve ego tatmini altında gölgelenen bir eziklik ve başkalarına hayranlık tribünü sarmış.
rakibe saygı duyarsın. güzel oynamıştır, alkışlarsın, helal olsun dersin... ama onlara tezahurat yapmak, forma almak, bir de diğer yanağını uzatmak ezikliktir! hiç başkalarına ezikmiş renkliymiş denmesin bu saatten sonra. bugün gördük ezik kim, renkli kim! uzaklaşın şu siyahımızdan beyazımızdan! sinanı da alma sadece, kendi taraftarını da al git başkan!
takım kötü oynar, tepkini verirsin, sitemini edersin; küfretmek, oyuncularına birşeyler atmak; rakibin karşısında kendi takımını küçük düşürmek ezikliktir.
bütün bunların sebebi ise aslında bambaşkadır.
beşiktaş sevgisi, başka takımlara olan nefretten doğuyor artık. başka takımlardan nefret ettikçe beşiktaşı seviyor sananlar yüzünden bir ezilmişlik, bir fosluk söz konusu.
biz arma aşkına dedikçe, şu aşkına bu aşkına diye makara yaptığını sanan az gelişmiş hormonlular kendilerine batırılan çuvaldızı farkedemezler. açıp makale okuyaraka, her mevzuda geri vitesin en dik alasını yaparak beşiktaşlı değil, ezik karakterli ve korkak olunur.
mertçe olan, yiğitçe kalan arma aşkına sevebilmektir. iyi gününde de, kötü gününde de beşiktaşına sahip çıkabilmektir.
ayhan abinin bir tarafını yalayanlar onun şu sözlerine dikkat etsinler:
"beşiktaş maç da alır maç da kaybeder. ama bazen beşiktaş yenilince ona bir çocuk gibi sarılasım gelir."
fakat bazı aklı evveller, armaya değil başka sevdalara tutunanlar ne yapar? giderler tecavüzcüsüne aşık olurlar! bizim aşkımız armamıza, size tecavüz edenlere değil! gölge etmeyin yeter!
sizle birlikte yetişen başkanınızla birlikte (kendisi beşiktaşımızın başkanı olarak hiçbir küfürü haketmemiştir) gidin, temizlenelim!

arma aşıklarını bırakın bir, gereksiz kuru kalabalık etmeyin!

o formayı alan tecavüz aşığı kişi ise her tecavüze uğradığı kişiden böyle forma alıyorsa, sarı çöpçü yağmurluklarının arasına formaları da sıralasın, pisliğe batmış makatını temizlemekte kullanır belki de...

Temizlesene...

1 Kasım 2009 Pazar

Üçlüyle birlikte maç başlamak üzere…

1…………

2………….

3………..

BEŞİKTAŞ!

Yarıda kesiliyor sesim; içimden gelmiyor bağırmak. Kulağımda üç hafta önceden kalma bir ses çınlıyor sürekli: ‘fenerli miyiz biz a… k…’.

Gözümün önünde alttan üste doğru koşan, beyazlılara saldıran kırmızılılar; yanımda biri bağırıyor: ‘ben bu tribün için ölürüm!’, bu kareler birbirinin içine karışırcasına bir hızla akıp gidiyor gözümün önünden: derken bir çift, geliyor ; endişeli, omzumdaki eller artıyor, biri elimi tutuyor, biri bağırıyor sağlam durun!sağlam durun!.. Cevap geliyor önümden sağlamız a.. k..!’. Ve kırmızılılar sahneyi terk ediyor.

Gözümü açıyorum. Ne biz üstteyiz ne de kırmızılılar var. bir de yağmur tutturmuş ki gökyüzü sanki yaşanılanları silmek ister gibi. Sanki tribünü ‘temizlemek’ ister gibi.

Beşiktaş için unutmak mı daha iyi hatırlatmak mı? Şimdiyi kurtarmak mı geleceğe temel atmak mı? Ben bu ikilem içerisinde yaşarken; bir bağırıp bir susarken, birileri çoktan hükmü vermiş; bütün tribün bağırıyor BeşiktaşAşkına.

Ve benim kafam daha da karıştı şimdi.

Algılar birbirine girdi, yorumlar çaprazlandı, umutlar arttı, sesim kısıldı.

Sözler boğazımda düğümlendi kaldı.

Biri de gelip beynimin kıvrımlarına kadar yerleşenleri ‘temizlese’ ne güzel olurdu oysa.

ArmaAşkına

biz bu beşiktaşı makam aşkına sevenler gördük, alkol için sevenler, ortam için sevenler... kızlar aşkına erkekler merakına aramıza girenler gördük, gırgır şamata için veya şan şöhret için... iki kelimeyi bir araya getiremeyip küfürlere olan aşklarından aramızda olanlar gördük, beşiktaşı sadece futbol sananlar gördük...
bazılarıysa gözünü budaktan esirgemedi, taşın altına elini sokuverdi. yakışıklı delikanlılar veya güzel kızlar değillerdi ama hiç bir eziyet görmüşlükleri veya kaybetmişlikleri de yoktu. sabahlara kadar pankart boyadı bazısı, bazısı beşiktaş için okulunu uzattı, bazısı ekmek almaya parası yokken deplasman kovaladı, bazısı delikanlılığıyla övünenler içindeki değişik kimliğiyle en delikanlı olabildi, bazısı kalp rahatsızlığı olduğu halde kalbini beşiktaşa teslim etti, bazısı yılmadan dostları için mücadele etti, bazısı kimsenin sergileyemeyeceği mertliği, yiğitliği ve emeği sergiledi...
dost meclisimize güvenip bir bez aldık. dört yanımız puşt zulasıyken sıyrılıp elimizi yüzümüzü yıkadık. yere serdik bezi, tertemiz bembeyaz bezi, kestik biçtik, ölçtük tarttık; başımız tinerden dönene kadar boyadık yapıştırdık diktik, bir pankart yaptık!
bizim pankartımız bizim sevdamızı anlattı:
"Arma Aşkına"
yaptığımız işle övündük, gurur duyduk; çok beğenilince yenisi çevrilen bir film gibi başa sarmadan aynı temayı bir daha işledik:
"Arma Aşkına Saldır"
işe güce boğulunca mola aldık, filmin 3.sü için zaman kollayarak "Kara Kartal" için imkan bekliyoruz.
bu esnada başka sevdalarda teselli bulanlar istediklerini yapsınlar; tek ricamız bize engel olmasınlar! 100 metre beze yazarız, gözlerine gözlerine sokarız ama anlamazlar belki ama:
"gölge etme başka ihsan istemem senden!"
sizi kovmadık, rencide etmedik, deşifre edip ele güne rezil etmedik, bir ıssız sokakta kanlar içinde bırakmadık. helalleştik ve çekildik.
daha ne?
derdiniz ne?
bizimkisi beşiktaş! ancak herkesten farklı olarak, her yönüyle beşiktaş, sadece beşiktaş! sırf bu yüzden, arma diyoruz, aşk diyoruz... kumar, içki, alem, şamata vs değil derdimiz. dostlar meclisimizle, sonuna kadar güvenebildiğimiz arkadaşlarımızla beraber; beşiktaş için düşünüp emek sarfediyoruz.
ve her engellemeye kalkışana, hoşça gülüyoruz, geçiyoruz...
derdimiz tasamız beşiktaş olunca huzursuz ediyor mesela bazılarını, o yüzden soruyoruz dertleri ne? küçük dünyalarından asılsız iftira edenler, suç bildirdiklerini kendileri çok daha önceden bütün bunlar suç iken yerine getirmediler mi? eşkıya dünyaya hükümdar mı oldu?
yüreğindeki sevdaya değil, cebindeki paraya güvenenler; aç karnımızı doyurmadan yaptığımız pankartlarımızı, tinerinde eterinde gözlerimizi kararttığımız zulamızı küçümsemesinler.
derdimiz tasaım beşiktaş derken, kenyada ölen kediyi bize maledenler; psikiyatrik yardım alıp paranoyadan ve şizofreniden sıyrılsınlar... zira akl-ı selim bir tartışma ve fikir alışverişi yapılamaz...
nefret edilecek kişiler ve icraatlar gördük, sabır gösterdik; şerefsizlikler gördük, büyüklük gösterdik; yolumuza engel olmaya çalışıldı, inat sergiledik... yaralanmış yavrular, kaşıyorlar... yarasını dostuna göstermemeyi öğrenmemişler, kaşıyorlar ulu orta meydanda.
teke tek kalınca el pençe divan, önlerini ilikleyenler; klavye başına geçince aslan kesiliyorlar...
işte o yüzden:
edeb ya hu!
engel olmayın, beşiktaşla ilgili güzel olduğunu düşündüğümüz tertemiz fikirlerimizi, icraatlarımızı; yani pankartlarımızı engellemekten vazgeçin. derdimiz kimse değil, beşiktaş! gerçi anlamıyorlar bunu ısrarla, dertleri hiç sadece beşiktaş, her yönüyle beşiktaş olmamış ki...
ettik mi cahil ile sohbet, küstürdü mü?
işte bu yüzden, bu son nokta, bu son kelam ulu orta, bu son satır burada! bundan kelli, yüzlerine yüzlerine engel olanların, bizim üzerimizden ajitasyon yapanların...